DOLAR 31,1382 0.1%
EURO 33,8331 0.08%
ALTIN 2.035,850,20
BITCOIN 17405538,58%
İstanbul
10°

PARÇALI BULUTLU

13:22

ÖĞLE'YE KALAN SÜRE

Taner Ünal

Taner Ünal

13 Aralık 2023 Çarşamba

SELAHADDİN EYYUBİ KİMDİR.

SELAHADDİN EYYUBİ KİMDİR.
0

BEĞENDİM

ABONE OL

SELAHADDİN EYYUBİ KİMDİR. SOYU NEDİR? ASIL GERÇEKLERİ ANLATIYORUZ. OKUYUNUZ OKUTUNUZ

Sevgili Okurlar,

Bir ülkenin esir düşmesi için önce tarihi elinden alınır. Sonra dili ve kültürü yozlaştırılır. Bu arada ekonomisi ele geçirilir. En sonunda silahlı işgal başlar ki bu işgalin en kolay safhasıdır. Türk Milleti tepelerdeki yönetenlerin de desteğiyle bu işgalin altındadır ve suda ısıtılan kurbağa misali tatlı tatlı gevşemekte olan bitenin farkına dahi varmamaktadır.

Amerikalı Fransız İngiliz’ler başta Misyonerler arkalarına devletlerinin güçlerini alarak Anadolu’ya adım attıkları 200 yıl önce başlattıkları dilden millet ve o millete ait bir tarih oluşturma gayretleri bu gün tarih uyduruculuğunun zaferiyle neticelenmiş Selahaddin Eyyubi Kürt sayılmaya başlanmış, Tarihte Mezopotamya ile hiç bir ilgi ve alakası bulunmayan Kürtler, bu gün kendisini Türkçü olarak kabul eden arkadaşlarımız tarafından bile “Mezopotamya” ile ilişkilendirilen sözcükler ile anılmaya başlanmışlardır.

Nitekim bazı yorumlarda, Habertürk’deki Tarihin Arka Odası programında mesnetsiz bir şekilde “Selahaddin Eyyubiden Kürt ve Arap olarak bahsedilmesi”nin ve Kürtçülerin iddialı bir şekilde aynı yalanı söylemeye devam etmesi arkadaşlarımızı da etkilemiş, Bu arada sözde ülkücü AKP’liler tarafından “Kürt Kahramanı Selahaddin Eyyubi” şeklinde paylaşım yapanlar bile olmuştur.

Değerli arkadaşlarım,

Zaman zaman anlattığımız gibi Mezopotamya’da kurulan onlarca Kavim devlet Türk devletidir. O Devletleri Kürtlerle ilişkilendirmek Kürtlerin ön ata uyduruculuğuna hak kazandırmak dolayısıyla topraklarımız üzerindeki tarihsel haklarını kabul etmek demektir.

Sevgili Okurlar,

Bu gün tarihimiz üzerinden haklılık iddia edenler önce ortak yönetim daha sonra vatan toprağından pay istemektedirler. Bizim olana sahip çıkmazsak bunun sonucu akacak Türk kanıdır. Evlatlarımızın torunlarımızın gözyaşıdır.

Batı”nın planlarının gerçekleşmesi Türklerin Anadolu’dan atılmasıdır. Peçenekler, Uzlar, Kıpçaklar, Hazarlar Safeviler gibi büyük Kavim Devlet ve Devletler gibi tarih sahnesinden çekilmesidir. Milli varlığımızı korumak için çok yönlü çalışmak ve çok yönlü milli şuur sahibi olmamız gereklidir. Bunlardan birisi de tarih şuurudur.

Kürtler 1480’lerde meskun bulunduğu Hazar kıyılarından, 1500’lerin başlarında Anadolu’ya göç etmiş 3.000 civarında Türk ve İran’ın muhtelif bölgelerinden değişik zamanlarda Hazar kıyılarına göç etmiş Türk ağırlıklı unsurların karışımında oluşmuş küçük bir topluluktur.

Göç dönemleri Yavuz’un Şah İsmail ve Anadolu’daki Türkmenler ile çatıştığı dönemlere denk gelmiş, Osmanlılar lehçelerindeki farklılık sebebiyle bu küçük topluluktan istifade yollarını seçmiş ve Türkmen Yurdu olan Güneydoğu da Kürt köyleri kurarak ve bu köylerde Anadolu’dan zorla göç ettirdikleri Türkmenleri Kürtçe öğrenmeye zorlayarak Anadolu’dan giden Türkmenlerin Kurduğu Şah İslaim’den sonra yüzlerce yıl Doğu Türk Hakanlığı olarak devaml eden Safevi Devletiyle arada bir duvar oluşturmak aynı zamanda Türkmenlerin parçalanmasını sağlamak istemişlerdir.

Kürtler Osmanlı’nın kasıtlı politikaları ile kurulan Kürt köylerinde Türklerin Kürtleştirilmesiyle çoğalmıştır. Osmanlı defterleri ortadadır. İnanmayan Anadolu’nun hangi soy ve boyundan geldiğini buradan inceleyebilir.

Sevgili Okurlar,

Kürtçe bir dil değil Türkçe ağırlıklı bir lehçedir. Dış güçlerin uşakları lehçeden dil dilden millet oluşturulmaya çalışmaktadır. Bu durum Türk milletine ihanettir. Bu ihanete destek olanlar vatan hainidir.

Nitekim TRT 1’de yayınlanan Selahaddin Eyyubi dizisi sebebiyle her cenahtan Selahaddin-i Eyyubi’nin Kürt olduğu yönünde propaganda yapılmakta Türkçü, Atatürkçü, Devrimci vd Vatansever gençlerimiz de bu yalanlara inanmaktadır.

Hâlbuki bizim anlattıklarımız sarihtir. Güneşi yalanlarla nasıl boyamak mümkün değilse Selahaddin Eyyubi’nin Türk olduğu gerçeğini değiştirmekte öyle mümkün değildir.

Bu vatan Türk vatanıdır. Bu vatanda ikinci bir kimliğin davasını gütmek Türk milletine karşı etnik ırkçılıktır.

1500’lerden önce Anadolu’da Kürt yoktur. Araplar “Ekrad” sözcülüğünü “kötü huylu, çirkin yüzlü, karanlık hırsız, dağlı eşkiya vd” anlamlarda kullanmıştır. Araplar Türkleri sevmedikleri için Azerbaycan Kafkasya civarına yerleşen bölgeye göç eden bazı Türk boy ve budunlarına bile -Ak Hunlara mensup dâhil “Ekrad-ı Balasagun” gibi – “Ekrad’lı adlar” vermişlerdir.

Osmanlı “Ekrad” sözcüğünü Kürtlere tanımlama olarak 16. Yüzyıldan itibaren kullanmaya başlamıştır. 16.yy’dan önce Kürtlere “Ekrad” denilmemiştir. Zaten 1500’lerden önce Kürt adında bir topluluk yoktur. Tarihçilerimizin Ekrad adıyla tarihte bir takım vazifeler yükledikleri toplulukların bu günkü Kürtlerle alakası bulunmayıp Arapların sevmedikleri için “Ekrad” adını verdikleri topluluklarla ilgilidir.

Tarihte bu şekilde gelip geçmiş binlerce topluluk vardır. Bu toplulukların birbirine bağlanması birbiriyle alakasız adları havadan veya yüzyıllar ötesine uçurarak değil tarihsel bağların sağlanmasıyla mümkündür.

Sevgili Okurlar,

Tarih uydurucular Anadolu’ya yeni göçen kavme “Ekrad” denilmesinden istifade ile 1500’lerden önce nerede bir “Ekrad” sözcüğü geçtiyse “Kürt” olarak tercüme etmişlerdir. Halbuki tarih geriye işlemez. Bu tarih sahtekarlığı ile tarihin çeşitli dönemlerinde Kürtlere tarih uydurmuşlardır.

Bu eşkıyalara çeviride Kürt denildiği için sadece bir sözcük oyunu ile Kürtlerin tarihi oluvermiş olur.. Hâlbuki o yıllarda başta Araplar olmak üzere dağlarda bol miktarda nesepsiz eşkıya bulunmaktadır. Tüm bunlar çeviri ile ilgili cehalet veya bilinçli olarak yapılan Tarih uyduruculuğudur.

Arap kaynaklarında “Ekrad” demek “eşkıya” demektir. Arapça bu eserler bu gün tercüme edilirken “Kürtlerle karşılaştık” şeklinde yapılır. Halbuki Marco Polo seyahatnamesinde eşkiyalarla “Ekrad” ile karşılaşılır. Hemen Kürtlerin tarihi Marco Polo zamanına indirilir.

Halbuki Marco Polo bir gurup eşkıya ile karşılaşmıştır o kadar.

Sultan Sancar’ın son anlarında Büyük Selçuklu İmparatorluğunun dağılmasını önlemek için yardıma gitmeye hazırlanan Harzemşah hükümdarını çadırında bir eşkıya (Ekrad) girer ve Harzemşah Hükumdarını öldürür. Bu aslında şanssız bir inzibati vakadır. Bu hadisenin tercümesi “Harzemşah hükümdarının çadırına birden eşkıya bir Kürt girdi ve onu öldürdü” olarak yapılır. Hâlbuki çadıra giren bir Kürt değil bir eşkıyadır.

Kürtlere tarih oluşturmak için yapılan veya tarihi bilmeyen sözcüklerden hareketle tercüme yapanların hazırladığı uyduruk tercümeler ile tarihin çeşitli dönemlerinde bir topluluğun önüne çıkıveren veya elindekini alıverin bir takım suçlara karışan “eşkıyalar” Ekradlar görüverirsiniz.

Bu eşkıyalara çeviride Kürt denildiği için sadece bir sözcük oyunu ile Kürtlerin tarihi oluvermiş olur.. Hâlbuki o yıllarda başta Araplar olmak üzere dağlarda bol miktarda nesepsiz eşkıya bulunmaktadır. Tüm bunlar çeviri ile ilgili cehalet veya bilinçli olarak yapılan Tarih uyduruculuğudur.

Osmanlı 1550′ lerden itibaren Kürtlere “Ekrad” dedi diye ileri gitmesi gereken tarih geriye işletilmiş ve hiç bir surette alakası bulunmayan tarihte yaşamış özellikle dağ eşkıyaları yani “Ekradlar”, “Kürt” sayılmıştır.

Hatta daha ileri gidilmiş tarihte var olmayan Kürtlere “dağlı kavim” bile denilmiştir. Kıymetli Hocalarımızdan Rahmetli Dr Ahsen Batur’un dediği gibi “Bu dağlı kavimlerin bile ortaya çıktığı tarihten itibaren hangi yüzyıllarda nerelerde yaşadıkları Arap ve Pers coğrafyacıları tarafından tek tek kayıt altına alınmıştır” ancak hiç birisinin bu günkü Kürtlerle alakası yoktur. Çünkü 1500’lerden önce tarihte Kürt adında bir topluluk yoktur.

Dağlı kavimlerle ilgili ilk bilgileri veren tarihçi ve coğrafyacılar Taberî, Mesudî ve İstahrî’dir. Ebu’l Farac, Makdisi, el-Kerhî, Yakut Hamevî, İbn el-Esîr, el-Ömerî vd. daha sonraki kuşaktır. Bunların hiç birisinde Oğuzların yerleştiği Azarbeycan ve Anadolu Coğrafyasında Dağlı kavim denilen bu toplulukların yaşadığına dair hiçbir kaynak veya iki satır bilgi yoktur.

Dünya coğrafyasını yedi iklim taksimatına göre anlatan el-Himyerî’nin Azarbeycan ve Anadolu’nun güney ve doğu kesimlerini anlatırken diğer halklardan bahsetmesine rağmen (Ekrad) Kürtlerden hiç söz etmemesi de altı çizilmesi gereken hususlardandır.

Kaldı ki Bahsetmiş olsaydı bile bu tanımlama kürtlerle ilgili değil nesebi belli olmayan kötü yaradılışlı kavimlerle ilgili olacaktı. Nitekim yukarıda bahsettiğimiz gibi Araplar “Ekrad” sözcülüğünü “kötü huylu, çirkin yüzlü, karanlık hırsız, dağlı eşkiya vd” anlamlarda kullanmış, Kürtler ise Ekrad adını 1550 lerde almışlardır. Bu tarihten önceki Ekrad tanımlamasının Kürtlerle alakası bulunmamaktadır.

Bu Türk tarihi üzerinde oynanan bir oyundur. 1820’lerden itibaren Misyonerlik faaliyetleri ile birlikte Kürt ve Ermeni topluluklarından millet oluşturmaya çalışan “Ermeni Tarihi” ve “Kürt tarihi” oluşturmak için İngilizlerin, Fransızların ve Rusların son 1000 yıl içerisindeki tüm kaynakları nasıl tahrif ettiklerini ve nasıl bir tarih uydurduklarını bilmezsek önümüze getirilen uydurma tercümelere bakar geçmişimizi inkar ederiz.

Bazı İslâm kaynakları Selahaddin Eyyubi’nin 758 yılında Basra’dan Azerbaycan’a sürgün edilen veya göçen yemen Araplarından Ravvad bin el-ezdi’nin soyundan geldiğini iddia etmektedirler ki bu tespiti mümkün olmayacak kadar saçma sapan bir iddiadan başka bir şey değildir.

Bu gün bile Azerbaycan’a göç eden bir Arabın 500 yıl önceki şeceresini bilmek mümkün değildir ki 800 yıl önce sürekli insanların hareket halinde olduğu bir dönemde bu kayıtların tutulduğunu söylemek abesle iştigaldir.

Sevgili okurlar,

Arap tarihçilerinin önemli şahsiyetleri, özellikle hükümdarları, kutsamak için şecere uydurmak, hattâ seyit ilân etmek gibi kötü bir gelenekleri bulunmaktadır. Bu sebeple bilim adamları bu Yemen’den Basra’ya, Basra’dan Azerbaycan’a göç hikâyesine hiç itibar etmezler. Çünkü bugünün şartlarında bile sıradan bir ailenin 500 yıllık tarihini, takip etmek bu ailenin sicilini tespit etmek imkân dışıdır. O günkü şartlarda ise hiç mümkün değildir.

Bu gün batılı bir iki yazarın bu bakımdan öne sürdüğü rivayetler ise mesnetsiz olup oryantalist batı zihniyetinin tarihte bir Kürt varlığı yaratma zihniyetinin ürünüdür

Sevgili Okurlar, Bu sebeple Selahaddin’in soyunun bir tarafının “500 yıl öncesinden Arap olduğunu söyleyenler” alenen yalan söylemektedirler. Hele hele bunu televizyonlarda ciddi tarihçi pozlarında söyleyenler ise katmerli yalan söylemektedirler. Bu gün bile Osmanlı defterlerine rağmen kitlesel, boy, soy oymak olmadıktan sonra At üzerinde gezen sürekli hareket eden bir şahsın 500 yıl öncesini tesbit etmekte zorlanırken Kabile yaşantısına sahip birkaç Coğrafyacı hariç doğru dürüst devlet düzenleri ve yazılı kaynakları bulunmayan Araplar sanki 1400 yıl önce her şahsın şeceresini tutmuş ve Selahddin’in sürekli hareket halinde olan ve o yıllarda sıradan şahıslar olan dedelerinin 500 yıl boyunca Azerbaycan’a yerleştikleri halde kayıtlarını tutmuş ve Arap neseplerinin kaybolmasını önlemişler gibi bir tarih tarih uydurulması ve bunun televizyonlarda ciddi ciddi dile getirilmesi ayıptır, çirkindir.

Kaldı ki Azerbaycan başta Selahaddin Eyyubi’nin ailesinin yaşadığı yerlerin tamamı Oğuz Yurdu olup bu yörelerde ne bir Kürt ne de bir Arap soyu bulunmamaktadır!

Sevgili okurlar,

Hiç bir Arap veya çocuklarının adına “Atsız”,Turanşah, Tuğtekin veya Börü (Kurt) adını verir mi? Hiç bir Arap çocuklarının adına Arslan Şah, Kılıç Arslan, Şahin şah, Ak-Börü, Muzaffer Gök-Börü veya Laçin adını verimi? Bu adlar Oğuz adlarıdır. Tarihe bakınız Araplar Türkleşmez ancak Türkler Araplaşır. Çünkü Araplar tarih boyunca dini siyasi bir sömürü aracı olarak kullanmışlardır.

Şerefname yazarı Şeref Han, bu rivayetteki Ravvad Araplarını, ravende Kürtleri olarak değiştirmiştir ki, Selahaddin Eyyûbi’nin Kürt sanılması işte bu tahrifattan dolayıdır! 1597 yılında tamamlanan Şerefname, Selahaddin Eyyûbi’nin Kürt olduğuna dair iddiayı “tarih bilginlerinin ve araştırmacıların rivayetlerine” bağlar.

Fakat bu bilginlerin ve araştırmacıların isimlerini zikretmez ama bugüne kadar güvenilir hiçbir islâm tarihçisi veya bilim adamı şeref han’ı teyit etmemiştir. Bu gün batılı bir iki yazarın rivayetleri ise mesnetsiz olup oryantalist batı zihniyetinin tarihte bir Kürt varlığı yaratma zihniyetinin ürünüdür.

Sevgili Okurlar,

Selâhaddîn eyyûbî, 1171 yılında, Fâtımîleri 1175 yılında Zengileri yenerek Eyyûbî devletinin temellerini atmıştır . 1176 yılında kardeşi Turan Şahla beraber Yemen’i ele geçiren Selâhaddîn Eyyûbî, Abbâsî Halîfesi tarafından Suriye, Yemen, Filistin ve Kuzey Afrika’nın Sultânı ilân edilmiştir.

Selâhaddîn Eyyûbî Mısır’daki Fatımi idaresini ortadan kaldırmış 1187 yılında haçlı orduları karşısında parlak bir zafer kazanmıştır.Avrupa üçüncü haçlı seferi için çalışmalara başladıysa da haçlı ordusu daha Akka’da iken hezimete uğratılmış ve Avrupa aleyhine bir antlaşma imzalanmıştır.

Hayatı parlak zaferlerle geçen Selahaddin Eyyubi 1193 yılında vefat etmiştir.

Eyyubiler yüzyıllardır Türk yaşamış bir ailedir Eyyubilerin yaşadığı Azarbeycan binlerce yıllık Oğuz ve Türk yurdudur Azarbeycan bir çok Türk kavim ve devletinin yerleşme alanıdır .Selçuklular Azarbeycan’a Selahaddin’in sahneye çıkışından 150 yıl evvel geldiğinde Azarbeycanda Türkler yaşamaktaydı.

Selçukluların ve Zengi’lerin hizmetinde büyük emirler olarak çalışan Selahaddin Eyyûbi’nin babası necmettin eyyûb Azerbaycan’daki yoğun Türk boyları arasında yaşayan bir Türk’tür. Bu büyük Türk hükümdarının annesi, Selçuklu asilzadelerinden Şahabeddin Tokuş’un kardeşidir.

Kürt tarihi müellifi Şeref Han bile, bu ünlü hükümdarın kardeşlerinden ikisinin Turanşah ve Tuğtekin üçüncü kardeşin adı Tacülmülük Börü olduğunu söyler. Börü ise hemen hemen bütün Türk destanlarına konu olan Türk’ün sembolü “Kurt” demektir. Börü adı sadece Türk soyuna mensup başarı kazanmış ailelerde kullanılmaktadır.

Selahaddin’in oğullarından biri El-Gazi Hama’da Melik olarak bulunmuştur. Selahaddin’in kardeşi oğluna Atsız adı vermiştir. Diğer kardeşi Turan-Şah ismini taşımaktadır. Selahaddin’in yeğenleri Arslan Şah, Kılıç Arslan, Şahin Şah gibi adları taşıyordu. Bu adlar Türk adlarıdır.

Sevgili Okurlar,

Selahaddinin akrabaları Er-kuş’un Oğlu iİzzeddin Ak-Böri ve Muzaffer Gök-Böri ve Laçin dir.Selahaddin ağabeyi Şehinşah ise Kutlukız Hatun adında bir Türk kızıyla evlenmiştir.Selahaddin’in bir Türk oyunu olan ve o tarihlerde ırak tarafından bilinmeyen poloda mahir olduğu gerçekler arasındadır.

Selahaddin Eyyûbinin kurduğu devlet, Irak Selçukluları ve Zengi Türk devleti’nin devamından ibarettir. Memlûkler de Eyyûbilerin uzantısıdır.Her üç devletin askeri kadroları devlet teşkilatı ve milleti birdir. Bugün bölücülüğün malzemesi olarak kullanılmak istenen Eyyûbi devleti, Selahaddin’in çağdaşları tarafından da Türk devleti olarak kabul edilmiştir.

Sevgili Okurlar,

Arap şairi Sena ibn el-Mülk’ün Halep’in zaptı vesilesiyle Selahaddin’e sunduğu kaside “Arap milleti Türklerin devletiyle yükseldi, Ehl-i salibin davası eyub oğlu tarafından perişan edildi” mısralarıyla başlar.

Ünlü ibn-i haldun da mukaddimesin de”Eyyûbiler ve Memlûklar devletinin Türk devleti” olduğunu yazar. Selahaddin Eyyûbi’nin zaferden zafere koşturduğu ordu Türklerden ibarettir. O tarihlerde Kürt diye bir topluluk yoktur. Tüm yaşadıklarımız Batı’nın hayali bir tarihe ve Türk kahramanları üzerinden yeni bir ulus yaratma projesinden başka bir şey değildir.

Değerli arkadaşlarım

Selahaddin Eyyûbi’nin danışmanlarından Usame ibn Münkız’ın kitab el i’tibar adını verdiği hatıralar Türkçe’ye “Ubretler kitabı” ismiyle tercüme edilmiştir. Kısaca ibn Münkız olarak bilinen yazar 20’den fazla eser vermiş Selahaddin Eyyûbi ile birlikte birçok savaşlara katılmıştır.

İbn münkız kitab el-itibar’ın 201. Sayfasında şöyle diyor:

“Bu arada, Selahaddin, buradaki durumumuzu bildirmek üzere atabek’e bir atlı gönderdi. Sonra, hızla bize doğru ilerleyen on kadar atlı gördük. Arkalarındaki ordu da sürekli hareket halindeydi.

Geldiklerinde, atabek’in komutasındaki öncüler olduğunu anladık. Ordu da arkalarından gelecekti. Atabek, ‘Ey Musa, mahvolmak için mi otuz atlıyla Şam kapısına kadar geldin! Ne acelen vardı!’ diye Selahaddin’i eleştirdi. Karşılıklı atıştılar. İkisi de Türkçe konuşuyordu. Bu yüzden söylediklerini anlayamadım.”

Farsça’nın siyaset, Arapça’nın bilim, eğitim ve din alanında tartışılmaz bir üstünlük kurduğu ve Türk dili’ni öğreten bir tek kurumun dahi bulunmadığı böyle bir devirde Selahaddin Eyyûbi’nin Türkçe konuşması, onun öz be öz Türk olduğunu gösteren en büyük delildir.

Değerli arkadaşlarım

Selahaddin Eyyûbi’nin çağdaşı olan tarihçiler, Mısır, Yemen, Kuzey Afrika gibi merkeze uzak kıtaların ele geçirilmesini Oğuz harekâtı olarak görürler. Selahaddin Eyyubi kültür itibariyle olduğu kadar, soy itibariyle de Türk’tür.

Kurduğu ve yönettiği devlet Türk devletletlerinin devamı ve Büyük bir Türk devletidir. Selahaddin Eyyubiye “Kürt” veya “Araplık” izafe etmek bir yanılgı veya basitçe geçiştirilebilecek bir olay değil Türk Milletine karşı işlenmiş bir suçtur. Büyük bir ihanettir.

Tüm değerli arkadaşlarımıza Sağlıklı huzurlu günler dilerken yürekten sevgi ve saygılarımı sunarım.

14 Aralık 2023 Saat 02.00

TANER ÜNAL

Beğen

Yorum Yap

Paylaş

Devamını Oku

ARAPLARIN (M.S.670-715) TÜRK KATLİAMLARI

ARAPLARIN (M.S.670-715) TÜRK KATLİAMLARI
0

BEĞENDİM

ABONE OL

BU GÜN SİZLERE TÜRK TARİHİNİN GİZEMLİ BİR SAYFASI BÜTÜN DETAYLARIYLA NASIL ORTAYA ÇIKARILDI BU GERÇEKLER ORTAYA ÇIKARKEN NELER YAŞANDIĞINI ANLATIYORUZ

Sümer- Sami din çatışmalarında bile bu karşıtlık vardır. Osmanlı’nın ilerledikçe cehalete saplanması ve gerilemesi akılcılıktan biatçılığa, Türklerin ışık saçan dünyasının yerine Arapçı karanlık zihniyetin getirilmesi bu günkü geriliğin sebebidir. B.O.P. taşeronları tarafından Türk Milleti yeniden aynı karanlığa mahkûm edilmeye çalışılmaktadır.

Türklerin iİslamiyet’i seçmesi politik bir kararla olmuştur. Oğuzlar Selçuk bey başkanlığında samaniler, Gazneliler ve Karahanlıların bulunduğu coğrafyayı alarak bir cihan devletinin temellerini atmak istemişler ancak oğuz meclisinde yapılan toplantılarda İslamiyet’i seçmedikten sonra bölgede hâkim olmalarının mümkün olmadığı kararına varmışlardır.

Türklerin kendi istekleriyle politik bir bakış açısıyla İslam’a geçmeye başlamaları Tuğrul bey’in 1055’de halifenin kızını alarak kendi adına hutbe okutturması yani İslam âlemini temsi edecek güce ulaşmasından sonradır.

Bu olay Kuteybenin ölümünden 340 yıl sonra gerçekleşmiş olup “Kuteybe Türkleri kılıç zoruyla Müslüman yaptı” şeklindeki iddialar tamamıyla uydurmadır.

Kaldı ki Türkler 1450’lerde İstanbul fetih edildiğinde bile Hetorodoksi yani Tengirici İslam inancına sahiptiler. Türklerin Müslümanlığı halen Araplara benzemez. Cemaatler Tarikatlar ve Siyasiler eliyle dayatılan Arapçı anlayış ve Arap müslümanlığıdır.

Kuteybe’nin katliamları sırasında 100.000. Türk hayatını kaybetmiş ancak 33 vyıl sonra Araplardan intikamlarını almışlar eski dinleri olan Tengri inancına, Budizme ve Maniehizme dönmüşlerdir.

Değerli Arkadaşlarım,

Arkadaşlarımızdan 705-715 yılları arasında Türkistan ve Horasan şehirlerinde yaptığı katliamlarla tarihe geçmiş “Kuteybe” dönemini anlatmamız yönünde yoğun bir istek var. Hatta bazı arkadaşlarımız Moğolların Türk katliamlarını anlatırken “Kuteybe’yi neden anlatmıyorsunuz” şeklinde bize sitem ediyorlar. Gösterdiğimiz bazı kaynakları ise “Arap kaynakları” olarak nitelendiriyorlar.

Hem bu sorulara cevap olması bakımından bazıları 14.yy’a kadar bazıları o dönemi ve biraz daha ilerisinde yaşanılan olayları tüm çıplaklığıyla ilk el kaynak olarak anlatan İbn-ül Esir, İbn Kesir, Taberi, Yakubi, Belazuri ile konunun otoritesi haline gelmiş bilim adamlarının çalışmaları esas alarak, hilafsız ve tüm çıplaklığıyla anlatan tarihçilerimizin gözünden Kuteybe dönemini sizlerle paylaşacağız.

Arapların Horasan saldırıları Said Bin Osman’dan Kuteybe’ye kadar 30 yıl boyunca Emevi zulmü devam etti. Ancak Kuteybe’nin Haccac’ın tavsiyesiyle Emevi Halifesi Abdülmelik, 705 yılında Oksus = Ceyhun (bugünkü Amuderya) nehrinden Hindikuş’a kadar uzanan Horasan’ın doğu eyaletine vali tayin etmesiyle yaşanılan olaylar çok kanlı bir vaziyet aldı.

İşte bu kanlı dönem 1980’lere kadar üzeri örtülerek geçildi. Prof. Dr. Bahriye Üçok, Prof. Dr. Abdülkadir İnan, Prof. Dr. Hakkı Dursun Yıldız gibi bilim adamlarımız Kuteybe dönemi ile ilgili kıyıdan köşeden girişler yapıyorlar ancak gerisi gelmiyordu. (1988 yılı) 33 yaşında genç bir Tarih emekçisi olarak “ Bu bölgede ne oldu Çölden gelen bedevi Araplar bölgede ipek yolu üzerinde o günkü dünyanın neredeyse yarıdan fazlasının tüm ihtiyaçlarını üreten Çin’den Bizans’a hatta Avrupa içlerine kadar en güzel zenaat eserlerini üreten, yüzlerce, binlerce çalışanı ve çağın en modern tesisleri ile dünya ticaretine hakim Türkler ile Arapların pekte hoş olmayan münasebetleri nasıl geçmişti” sorusuna ayrıntılı bir cevap arıyordum.

Sevgili Okurlar,

Bizim İslam tarihçilerinin “ Türklerin Müslüman olmasına sebep olan Kuteybe bin Müslim diye öve öve bitiremedikleri” durumun aslı esası neydi araştırmaya başladım. Doğan Avcıoğlu’nun “Türklerin Tarihi” adlı 5 cilt eserin de bir adım daha ileri giderek bir kısım konuyla ilgili bilgiler vermektedir. Sahaflarda gezerken ” Dr Sabri Gündüz’ün 1943 yılında kaleme aldığı İslamlık – Türklük ve Bunların Münasebetlerinden Mülhem İntikadi Notlar” adlı küçük bir kitabı elime geçti. Bu Kitapta Emevi Saltanatı döneminde ki çarpıklıklar ve Kuteybenin yaptığı zulmü kısaca da olsa dile getiriyordu.

Artık parçalar toplanmaya başlamıştı. Derken Julius Wellhausen’in “Arap Devleti ve Sükütu” adlı çalışması elime geçti. Emevi Saltanatı Horasan Valileri eliyle hazinesini doldurduğu için bu kitapta da yüzeysel olarak bölgede yaşananlara değiniliyordu.

Sir Hamilton Alexander Roskeen GIBB (H.A.R. Gibb)’in yazdığı 1930 baskı küçük bir kitabının olduğunu bu kitapta daha derinlik taşıyan bilgileri bulabileceğim dipnotlarda görünüyordu. Ogünleri yaşayanlar için bir bilgiye ulaşmak daha zordu. Şimdiki gibi internet üzerinden tüm sahafların kitapları bir anda görünmüyordu. Ankara’da kitabı bulamadım.

İstanbul’a gittim. 3 gün İstanbul’da kaldım kitap hiçbir yerde yoktu. Bir Sahaf bir yazarın kütüphanesinde olduğunu söyledi. Alıp fotokopisini bize verecekti ancak alamadı.

Bu arada Türklerin Sosyal yaşantısı, ticari faaliyetleri, Çin ile ilişkileri Göktürklerin bölgedeki olaylara yaklaşımı gibi konuyla ilgili çok sayıda kitap toplamıştım.

Ancak Kuteybe’nin eylemleri sebebiyle Dr Sabri Gündüzün samimiyetle anlattığı 5-10 sayfa,Prof.Dr.Hakkı Dursun Yıldız’ın “İslamiyet ve Türkler” adlı kitabı Julius Wellhausen İslamiyetin İlk Devirlerinde Dini Siyasi Muhalefet Partileri adlı çalışması .Prof. Dr Aydın Sayılı’nın Orta Asya’da dönemle ilgili ticari ve sosyal faaliyetlerin anlatıldığı makalesi ,Prof.Dd. Abdülkadir İnan’ın bir makalesinde yer alan bir pragraf bilgi, 1950-70 yılları arasında yayınlanan İslam Ansiklopedisinin bazı maddelerinde yine bir paragraflık bilgilerin yanında Doğan Avcıoğlu’nun Türklerin tarihi adlı 5 ciltlik eserinde verilen bazı kısa bilgileri cımbızla toplamış, İslam Tarihinin birinci el temel kaynağı 5 eseri incelemiş (Belazuri,Taberi,İbn-ül Esir, İbn Kesir ve Yakubi) tarihlerini incelemiş ancak H.A.R GİBB’in “ “Orta Asya Futuhatı” adlı eserini bulamadığımız için kitaba başlayamamıştık.

Bu yolculuklarımda Rahmetli Eşim Aynur Hanım da yanımda bulunuyor gerektiğinde kitapları taşıyor ilgiyle bana yardımcı olmaya çalışıyordu.

Sevgili Okurlar,

Yaklaşık üç ay geçmişti yanlış hatırlamıyorsam 50-60 sayfa 1930 baskı küçük bir kitabın peşinde koşu halinde arıyor ancak kitabı bulamıyorduk Ankara’da ikamet ediyorduk İstanbul’da dört gün sahafları dolaşarak kitabı aradık.

Ankara’ya dönmeden önce son bir çare olarak Beyoğlu İstiklal Caddesinden başlayarak şişli ve çevresine doğru sahaflara sormaya karar verdik.

Bir sahaf “Gümüşsuyu Caddesinde Ulusoy’un biraz ilerisinde bir sahaf” olduğunu söyledi. Son olarak oraya bakacak ve Ankara’ ya dönecektik.

Gümüşsuyuna doğru yürürken bir vatandaşımız muhtelif kitapları kaldırımın yanına sermişti. Kitaplara hızla göz gezdirdim. Tam gidecekken eski ve inci mukavva kapağı ile “H.A.R GİBB’in “ “Orta Asya Futuhatı”adlı kitabı gözüme ilişti.

Sahafların o yıllarda iyi bir bedel biçtikleri ve 3 gündür İstanbul’da aradığım kitap mucize kabilinden karşımda duruyordu. Sevincimi belli etmeden kitabı eğildim aldım ve “Fiyatı nedir” dedim.

Sahafların piyasa değeri olarak söylediği çok çok altında bir fiyat söyledi. Artık İslam Tarihinin 5 kaynak eserini incelemeye geçebilirdim. 12 Cilt İbn-ül Esir tarihi, 5 Cilt Taberi Tarihi, 15 Cilt İbn Kesir Tarihi ve 2 Cilt Belazuri tarihi adlı eserlerini Yakubi tarihi gibi İslam Tarihinin temel kaynak eserlerini zaten almıştım. Büyük ölçüde de incelemiştim. Sıfırdan bir daha çalışmaya başladım. Zalim Kuteybe adlı çalışmamı bir yıldan fazla bir süre sonra bitirebildim. İncelediğim Sarih kaynak sayısı 300’ü geçmişti.

Sevgili Okurlar,

Çok kısa bir özet halinde yazacak olursak Hz Ömer döneminde Araplar İran da Hazar saldırıları sebebiyle zayıflamış Sasani iktidarını yıkıyorlar ve MS.650’den itibaren Türklerin yaşadığı bölgelere kadar geliyorlardı. 661 Muaviye döneminden itibaren Türklere saldırılar başlıyor bu saldırılar Zalim Haccac’ın göreve getirilmesini sağladığı Kuteybe bin Müslim zamanında (M.S.705) büyük Türk kentlerinin en acımasız şekilde tahribi, yaşayanların ise esir alınması veya katledilmesi şekline dönüşüyordu.705 yılından 715 yılına kadar Oxus vadisi de denilen Amu Derya (Seyhun) Siri Derya (Ceyhun) nehirlerinin yer aldığı Türkistan ile Horasan’ın döneme göre emsalsiz medeniyete sahip hale gelmiş Türk şehirleri yağmalanıyordu.

Çalışmamızı daha sonra Ulusal Bazda 100.000 civarında tirajı olan gelmiş geçmiş en yüksek trajlı ve 80 Bilim ve fikir adamıyla bir devre damgasını vurmuş Türkçü Atatürkçü Türkeli gazetesinde ve Türkeli Dergilerinde “Gazi Savtekin” müstear ad ile yazı dizisi olarak yayınladık.

Gazeteye gelen mektuplarda “Gazi Savtekin Hoca’nın Emeviler adlı çalışmasını çok beğendik ancak tüm İslami kitaplarda Kuteybe bin Müslim Türkleri İslamiyet’in daha ilk asrında İslam ile tanıştırarak onların İslamı seçmesine sebep olan önemli bir zat olarak anlatılıyor.

Gazi Savtekin Hocanın Kuteybe bin Müslim’i katil olarak tanıtmasını kabul etmiyoruz Gazi Savtekin Hocayı protesto ediyoruz” deniliyordu.

Ankara Meşrutiyet Caddesi Ayma otelde gazete temsilcilerimizin katıldığı bir toplantı ile Kuteybe ile ilgili ve Tarihi gerçek yerine oturtmamız gerektiği konusunda bilgiler verdik ve tüm soruları cevapladık. Tepkileri minimize ettik.

Gazetemizin Genel Yayın Müdürü Çok Kıymetli Mevlüt Uluğtekin Yılmaz sair bir çok soruya cevaplar verdi.

Mevlüt bey gittikten sonra temsilcilerimizden biri tarafından “Gazi Hocamızdan da bir dinleseydik” denilince “Arkadaşlar biliyorsunuz köşe yazarları veya böyle önemli yazı dizileri hazırlayan gazeteciler müstear isim kullanırlar. Taner Ünal olarak Türkçü Atatürkçü bir yazar olarak tanınıyoruz. Gazetemiz de “İstiklal Savaşı” ile ilgili bir yazı dizisi var. Onu ben kendi adımla hazırlıyorum. Ancak İslam Tarihi ile ilgili çalışmaları Gazi Savktekin adıyla yayınlıyoruz” dedim.

Devamla “Arkadaşlar biliyorsunuz İslam tacirleri iyice azdı. Türkiye ileriye doğru yani bundan 10 -20 hatta 30 yıl sonra Cumhuriyetin yıkılması tehdidi ile karşı karşıya bile gelebilir.

Hizbullah çeteleri var. Sivasta aydınlarımız yakıldı. Aczmendi adı verilen acayip kılıklı acayip sakallı insanlar ortada dolaşıyor, çeşitli cemaat tarikat veya devlete karşı militan guruplar olarak güç topluyorlar.

Zalim Kuteybe’yi ben yazdım. Gazi Savtekin adına tüm yazıları ben yazıyorum. İlginçtir Gazi Savtekin gazetemizde en çok okunan yazar haline geldi. Beni gölgede bıraktı. Bundan da çok memnunum. Önemli olan fikirlerimizin yayılması ancak “Gazi Savtekin” adında birisi yok. Benim kullandığım müstear bir ad bu” dedim. Temsilciler toplantıda “Gazi Savtekin” adının aynen yaşatılmasına yazı dizisinin devamına karar verildi.

Sevgili Okurlar,

Geçen bir yıldan sonra konu toplum içinde dillenmeye başladı. İslamcılar bize “Kafir” diye saldırırken Aydın kesim “Araplar İslam’ı yayma niyetinde bile olmadan Türkleri katletmiş. Türklerin İslam ile tanışması böyle olmuş” demeye başladılar. İlerleyen zamanda Prof.Dr Zekeriya kitapçı “Yeni İslam Tarihi ve Türkler” adlı bir kitap bastırdı.

Kitap etkili olmadı ancak Erdoğan Aydın “Zekeriya kitap şöyle demiş böyle demiş” diye bir kitap yayınladı. Kitabın adını da “ Nasıl Müslüman olduk” koydu. Zekeriya Kitapçı’dan alıntılar yapıyor, biraz da onun kaynaklarıyla konuyu süslüyor daha sonra “şöyle olmamalı, böyle olmamalıydı” diyerek olayları farklı bir biçimde yorumluyordu.

Daha önce yapılan yayınlar “Abdülkerim Saltuk Buğra Han zamanında 920-945 yılları arasında Türkler İslam’ı görünce kafileler halinde Müslüman oldular, çünkü Türklerin inancı ile İslam birbirine aynen örtüşüyordu” gibi hamasi bir söyleme dayalıydı. Şimdi ise “Türkler zorla Müslüman yapıldığı” söyleniyordu.

Halbuki Kuteybe öldükten 18 yıl sonra yöredeki Türkler Sulu han etrafında birleşerek 733 yılında Arapları yeniyor bölgeden kovuyor ve intikamlarını kanlı bir şekilde alıyorlardı. Türkler bununla da kalmıyor 750 yılında Emevilerin iktidarının devrilmesinde ana etken oluyorlar iktidara getirdikleri Abbasi Devletinde de Ordu komutanlıkları Askeri güçler başta tüm yönetim kademelerini ele geçiriyorlar 40 yıl evvel katliam hırsıyla Merv’den Taşkent’e kadar Türk illerini yağmalayan Arapları yönetir hale geliyorlardı.

Arapların Türklere yaptığı zulmün ortaya çıkarılması tarihle uğraşan bir kişi olarak bizim görevimizi ve Dr Sabri Gündüz’den sonra bu konuyu ilk el İslam kaynaklarına ve diğer tüm sarih çalışmalara dayalı olarak tüm çıplaklığı ile ortaya ilk çıkaran bizdik.

Ancak biz bilimsel ve tarihin gerçeklerinden sapmadığımız için sadece insanları bilgilendirmek ve bu konuda bir yeni bir çığır açmakla kalmış kendimizi ön plana çıkarmamıştık. Bu gün nasıl Moğollar hadisesinde ki gerçekleri yazıyoruz diye bir takım tepkiler yaşıyorsak O yıllarda Kuteybe konusunu tüm çıplaklığıyla ortaya çıkardık diye ne zorluklarla karşılaştık!

O yıllarda Milliyetçilik demek bile “Müslüman olmak” demekti. Biz tutmuş “ Türkler kafileler halinde Müslüman oldu” hayalinin ortasına bir balta vurmuştuk. Türk İslam Sentezi düşüncesinde İslam’ın ağır bastığı bir dönemde bunları yazmak meseleydi.

Hâlbuki Prof. Dr. Zekeriya Kitapçı daha farklı bir yol izlemiş, bir Türk Milliyetçisi yazar olarak Arapların yaptığı katliamı anlatmış ancak bunu İslamlaştırmaya sağladığı faydalar yönünden de değerlendirerek anlatmıştı.

Zekeriya Kitapçının yazdığı Yeni İslam Tarihi ve Türkler kitabını birebir kopyalayan ve buna da kitap yazmak diyen Erdoğan Aydın ise “sanki Kuteybe’nin yaptığı katliamları İslamcı kesime anlayacakları bir lisan ile tepki çekmeden anlatan Zekeriya Kitapçı değilmiş gibi Zekeriya Kitapçı’nın izlediği yolu tenkit eden popülist bir kitap yazarak sol kesimde konuyu güncel hale getirmişti.

Artık insanlarımızın önemli bir kısmı Erdoğan Aydın adlı Türkleri pekte sevdiği söylenemeyecek şahsın “Türklerin zorla Müslüman olduğu” şeklinde uyandırdığı genel kanaate inanıyordu.

Milliyetçi kesim de İslamcı yazarların Kuteybe’yi göklere çıkarması ve “İslam’ı yayan büyük fatih Kuteybe” şeklinde ki yazılarının etkisiyle Kuteybeyi eleştirenlere tepki oluşmaya başlamıştı.

Kuteybe üzerinden hiç gereği yokken kutuplaşmalar olmak üzereydi.

Bunun üzerine Prof.Dr. Zekeriya Kitapçıyı Konya’dan Ankara’ya davet ederek kendi yayınlarımı gösterdim. Çok beğendi ancak bu çalışmamızı zaten gazete olarak yazı dizisi olarak yayınladığımızı bu sebeple Zekeriya Kitapçı’nın “Yeni İslam Tarihi ve Türkler” adlı kitabını iki cilt halinde basarak Türkeli Gazetesi ile birlikte 100.000 civarında okurlara ücretsiz dağıtmak yönünde kendisiyle ir anlaşma yaptım.

Kitap üzerinde bir ay daha birlikte çalıştık ve iki cilt halinde okurlarımıza 100.000 adet ücretsiz dağıttık.

Bu gün bile 1000 li kitap satış rakamları bir başarı gibi gözükmektedir. Bizim bir anda 100.000 Okurumuza 2 cilt kitap vermemiz 28 yıl öncesinin Türkiye’sin de önemli bir olaydı. Zekeriya Kitapçı’nın “Yeni İslam Tarihi ve Türkler” adlı eseri bomba gibi patladı.

Daha sonra gazetemizin köşe yazarlarından birisi olan Kıymetli Dostumuz Prof. Dr. Zekeriya Kitapçı bu heyecan ile 20 civarında kitap daha yazdı. Yaptığımız dağıtım Erdoğan Aydın’ı birkaç kat geçtiği için Prof. Dr. Zekeriya kitapçıyı eleştirerek yazdığı kitabın gerginlik meydana getirmesi mümkün olmadı.

Değerli Arkadaşlarım,

Hayatımız boyunca kendimizi öne çıkarmak ve başarıdan pay almak yerine külfete ve zahmete talip olarak hedeflerin gerçekleşmesi yönünde koşuşturan bir emekçi olduğumuz için Kuteybe konusunu bu günkü haliyle tarihin yaprakları arasından çıkarıp bu güne taşımamız sebebiyle ortaya çıkan hizmette bizim de katkımızın olduğu konusu hiç anılmadı.

Bizim bakımımızdan yıllar süren gayretimizin neticesinde ortaya çıkan eserin yazarı olarak öne süreceğimiz bir şey yoktu. Yazar “Gazi Savtekin” adı bile sadece müstear bir isimdi.

3 Bölüm halinde “Büyük Selçuklu İmparatorluğu nasıl yıkıldı” adlı paylaşımımızda anlattığımız gibi Büyük Selçuklu İmparatorluğunun tarih sahnesine karışmasından sonra Oğuzların, Kıpçak ve Karlukların İrani unsurları temizleyerek 50 yıl gibi kısa bir sürede dünyanın en büyük şehirleri olarak haline getirdikleri Otrar, Semerkant, Buhara, Belh, Merv gibi her biri bir milyonun üzerinde nüfusa sahip 20 civarında büyük Türk şehri ve bu şehirlerde yaşayan Türkler Cengiz Han tarafından acımasızca yok edildiler.

Ne kadar acıdır ki ilk başlarda askerleri kendisi gibi vahşi Moğol kütlelerinden oluşan, -Türkçe dahi bilmediği dönem tarihlerinde yer alan – Cengiz Han tarafından 12 milyon civarında Türk acımasızca katledilmiş, Türk Medeniyetinin şaheseri sayılan bu şehirler de taş üzerinde taş kalmamış çoğu haritadan silinmiş kalıntıları ayakta kalanların yeniden toparlanması ve eski görkemli haline kavuşması bir daha mümkün olamamıştır.

İçimizde ki sözde Türkçü Türk düşmanları Cengiz Han’ı kahraman yaptılar Türk tarihi Meteden başlatıldı.. Moğollar tarihimize ortak edildi. Böylece geçmişinden kopuk gerisine de Moğolların ortak edildiği bir tarihe sahip olduk..

Daha 7-8 yıl öncesine kadar burada İskitlerden Sarmatlardan, Hattilerden,Gutilerden Sümerlerden bahsettiğimizde Bize Türk tarihinin Mete’den başladığı bizimli ilgisi bulunmayan Eskiçağ Devletlerini Türk diye tanıtarak Türkçülük düşmanlığı yaptığımız” söyleniyor ve hain ilan ediliyorduk.

Halbuki Nihal Atsız’ın yaşayan talebelerinden birisi olan, geçen 50 yıl içerisinde Türkçülük suçuyla defalarca ceza alan, Türk Ocakları bile Fetullah Hocaya iki defa, Abdullan Gül’e bir defa yılın devlet adamı ödülünü verirken. Orhan Kavuncu gibi FETÖ’cüler başkan yapılırken yıllarca Türklük davasını Gazeteler Dergiler çıkararak omuzlayıp götüren yine bizdik..

Geldiğimiz yerde Türk gençlerinin milli hafızasının canlanmasını istemeyen yabancı kaynaklı çaşıtlar tarafından hazırlanan saçma sloganlar ile Cengiz Han’ın Araplardan Kuteybe’nin İntikamını aldığı yalanı uydurulmaktadır.

Halbuki Cengiz Han ile Kuteybe arasında 500 yıl zaman farkı vardır ve Cengiz’in okuma yazması yoktur. Türkçe bilmeyen, Türklükle uzaktan yakından alakası bulunmayan Cengiz Han hayatı boyunca bir tek Arap ile dahi savaşmamış, Harzemşahların katlinden memnuniyet duyan Halife kendisine Türklere karşı işbirliği bile teklif etmiştir.

Torunları Türk katliamlarını Anadolu’da devam ettirmişler, Hülagu 100.000. Oğlu Abaka 250.000. Türk öldürmüş, Moğollar Anadolu’yu yerle bir etmiş, Kayseri, Denizli, Kırşehir gibi 30 civarında Türk Şehri Moğol istilası öncesi muhteşem vaziyetine Cumhuriyetin kurulması ile kavuşmuştur.

“Moğollar Anadolu’da 500.000 Türk’ü acımasızca katletti” şeklindeki açıklamamız üzerine Bir kardeşimiz “Sen önce Kuteybe’nin yaptığı katliamları oku öğren” dedi ve beni engelledi. “Sevgili kardeşim bu konuyla ilgili yıllarca araştırma yaptım, 90’ların başında ilk ben yazdım Kuteybe vahşetini tüm boyutlarıyla ben ortaya çıkardım. ” diyemedim.

Bu günde Türkçü Birlik platformunda bir kardeşimizin tavrı bizi üzdü..

Değerli Arkadaşlarım,

Hayatımız boyunca yaptıklarımızı anlatmak “Şunu yaptık bunu yaptık” demedik hele bu yaştan sonra daha da zor geliyor.

Kaldı ki artık beni kendi yaptıklarım değil arkadaşlarımın yaptıkları, bilhassa genç karndeşlerimizin başardıkları daha çok mutlu ediyor.

Yazmakta, anlatmakta ki tek gayemiz arkadaşlarımıza faydalı olmak ve Türk tarihinin yerli yerine oturmasına katkımızın olması, samimiyetimize inanılarak okunması ve araştırılmaya başlanmasıdır.

Sevgili Okurlar,

Tarih Vizyondur. Tarih geçmişimiz değil geleceğimizdir. Tarihlerini doğru bilmeyen milletler önlerini göremezler. Tarihten silinmeye mahkûmdurlar. Bu silinmeler de maalesef silgiyle olmuyor. Milyonlarca insan katlediliyor. Sürgün ediliyor. Bu gün halen tarihte büyük Türk imparatorlukları yaşamış ataların torunları durumunda olan birçok Türk ya kimliğini kaybetmiş yaprak gibi savrulmakta veya kimliğini kaybetmemek için direnmekte her türlü zulmete katlanmaya razı olmaktadır. Yüce Tanrı Milletimizi evlatlarımızı torunlarımızı korusun..

Ancak dua yetmiyor bizlerinde, Dağımıza, taşımıza, Ormanlarımıza Cumhuriyetimize, Tam Bağımsızlığımıza, Ulusal birlik ve bütünlüğümüze sahip çıkmamız, ihanet içerisinde olanlardan bu gün gücümüz yetmiyorsa bile ileride hukuk önünde hesabını sormamız, ihanetleri ve devletimizden milletimizden çalınanları son kuruşuna kadar geri almamız, ancak tüyü bitmedik yetimin malına, canına, parasına karşı işlenen suçları kesinlikle ve kesinlikle affetmememiz gerekmektedir.

Şahsımızla ilgili her şeyi affedebiliriz. Ancak her metre karesi şehit kanlarıyla sulanmış, sahipleri toprağın kara bağrında yatan güzel vatanımıza karşı işlenmiş hiç bir şuçu affetme hakkımız bulunmamaktadır.

Tarihimiz vatanımızdır. tarihimizde yaşanılan tüm kahramanlıklar bizim için emsalsiz kıymetlidir. Atalarımızın ayaklarını bastığı topraklar bizim için vatandır. Onların acıları acımızdır. Bu sebeple tarihimize yapılan tahrifatı kabul etmemiz kesinlikle mümkün değildir,

Tüm Değerli Arkadaşlarımıza en içten Sevgiler Saygılar selamlar.

5 Ekim Saat 01.30

TANER ÜNAL

Devamını Oku

SİZ KİMİN VATANINI KİME VERİYORSUNUZ?

SİZ KİMİN VATANINI KİME VERİYORSUNUZ?
0

BEĞENDİM

ABONE OL

MUSTAFA KEMAL’İN ASKERİ OLAN ATATÜRKÇÜLER,TÜRKÇÜLER, ÜLKÜCÜLER, KEMALİSTLER, DEVRİMCİLER ANAYASAYA’DAN TÜRK ADININ KALDIRILMASINA ASLA VE ASLA MÜSAADE ETMEYECEKTİR.

Değerli Arkadaşlarım,

Mecliste veya ön plandaki tüm Siyasi partiler Uluslararası emperyalizmin kısaca Batı’nın çıkarları doğrultusunda hareket etmektedir.

Türk Milleti İktidar veya muhalefet partilerine etnik ve dini taassupla kol kola ülkemizi paramparça edecekleri Anayasalar hazırlasınlar veya bunlarla el ele kol kola yürüsünler diye mi oy veriyor?

Yoksa hırsızlığı, soysuzluğu, yokluğu açlığı işsizliği önle ülkenin tüm vatandaşlarını müreffeh hale getir diye mi oy veriyor?

Siyaset milletin kendisinden beklediği bu isteklerinin yerine kargaşa ve karmaşadan istifade ile oluşan huzursuzluk ortamında Türk milletine ayrımcılık dayatıyor. Türkiye’de sanki Türkler değil de bir sürü karışık toplumlar yaşamakta olduğu dayatılmaktadır.

İktidar veya muhalefet eliyle Anayasa değişikliğini gün sayarak bekleyen, “Anayasa değişikliğinden sonra özerkliğimizi ilan edeceğiz” diyenlerin cüretlerinin sebebi tepelere getirdiğimiz siyasilerin Türk milleti aleyhine faaliyet içerisinde olacaklarını bildikleri içindir.

Türkiye de siyaset nereye koşuyor söyler misiniz?

Şu anda tehlikede olan Türklük ve vatanın bütünlüğüdür. Siyasiler eliyle Anayasamızdan Türk kavramını ve vatanın bütünlüğünü ortadan kaldırmaya çalışıyorlar!

1982 Anayasasının 66 Maddesinde Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığının anlamı en güzel şekliyle ifade edilmiştir :

“Türk devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türk’tür.”

1924 anayasasındaki tanım şöyledir:

“Türkiye ahalisine din ve ırk farkı olmaksızın vatandaşlık itibariyle Türk ıtlak olunur (denir)”.

Kaldı ki bazılarının zannettiği gibi vatandaşlık anlamındaki “Türk” tanımlaması Cumhuriyetle başlamış da değildir. Dünya Coğrafyasına hakim 200’den fazla devlet kavim devlet kurduğumuz bilineni 17.000 yıllık Ulusal tarihimizi de adımız “Türk’tür.”

Ulusal Kimliği olmayan toplumların yaşam şansı yoktur.

Anayasa’dan Türk adını kaldırarak, Türklerin Cumhuriyetin kurucusu olması sebebiyle elde ettikleri hakları, PKK’ya, İslam maskeli Gizli Ermenilere, Kurtuluş savaşında yendiğimiz düşmanın ileri karakolu Tarikatlara, Ülkemizi işgal ettirdikleri 17 milyon- bir kısmı terörist bir kısmı ABD ve Taliban Askeri -işgalciye devretme görevini tamamlamaya çalışan siyasetçilere sesleniyoruz..

TBMM’nin bizzat yürüttüğü Milli Mücadele, Türk Milleti dışında başka millet ve devletler yaratmak için yapılmamış; kimsenin ön izni ile de gerçekleştirilmemiştir. Sosyal yapı bakımından Türkiye Cumhuriyeti bir kavimler ittifakı değildir.

Biz Büyük Önder Atatürk’ün Türk Gençliğine hitabının ilke ve devrimlerinin idrakinde olan Türk gençliği olarak onun gösterdiği yolda yürümeye devam edeceğiz!

Bu memlekette sizlerin büyük binalara doldurduğunuz talimatınızla paylaşım yapan trolleriniz veya sandıklara çuvallarla doldurduğunuz mühürsüz oylar ile size seçim kazandıran sahtekarlar yaşamıyor.

Burası Türk Yurdu.. Halkın %86’sı Türkmen Yörük Çepni kıpçak, vd saf Türk. %94’ü Türklüğünün şuurunda %96’sı Türkçe konuşuyor..

Bu ülkenin her yanında bekleyen Mustafa Kemal’in Askerleri var..

Yörük çadırlarında bile bekleyen milyonlarca vatanın asli sahibi var.

Siz Kimin vatanını kime veriyorsunuz?

Türk Milleti sizi Türk yurdunu Türk düşmanlarına devredin gidin diye mi seçti?

On kasım saat 9’u beş geçe bulunduğu yer de saygı duruşuna geçen, Anıtkabiri dolduran Mustafa Kemal’in milyonlarca askeri, Sabırla tüm ihanetlerinizi izliyor, iyi niyetle düzetmeniz için size yardımcı olmaya çalışıyor, vatan yolunda her türlü mağduriyeti çileyi yaşıyor ve yaşamaya devam ediyor, ancak Mustafa Kemal’den aldıkları talimatla, çare kalmadığı bir anda harekete geçmek için hazır bekliyorlar!

Tekrar uyarıyoruz..

Aklınızı başınıza alınız…

Burası Türk Vatanı..

“Bu vatanın gerçek sahipleri toprağın kara bağrında sıra dağlar gibi bekliyor” ancak onların torunları olan bizim gibi milyonlarca evladı onlardan aldığımız emaneti torunlarımıza devretmek için hazır bekliyoruz..

Cumhuriyetimizin Kurucusu, vatanımızın kurtarıcısı Mareşal Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün Türk Gençliğine hitabesinin idrakinde olan Türk gençliği Anayasa’dan Türk adını kaldırılmasına yönelik bir girişimde bulunmanıza asla ve asla müsaade etmeyecektir…

TANER ÜNAL

Devamını Oku

HİÇBİR ŞEY İÇİN GEÇ DEĞİLDİR

HİÇBİR ŞEY İÇİN GEÇ DEĞİLDİR
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Değerli Arkadaşlarımızın bazılarının yılgınlık içerisinde olmaları bizi üzüyor. Genel Duruma bakıyorlar haklı olarak ”Geç kalındı” diyorlar.. Hayır geç kalınmadı.. Hiçbir zaman geç değildir. Mücadele bitmez. Gereği şekilde yılmadan mücadele yapmaya devam etmeliyiz. Kaldı ki şu anda da büyük mücadeleler veriliyor. Ancak ülkemizi sarmalayan ve büyük bir bölümü basına yansımayan tehdit ve tehlikeler azımsanmayacak kadar büyük. Kahramanca mücadele veren tüm kardeşlerimize arkadaşlarımıza okurlarımız adına yürekten teşekkür ediyoruz. Mücadele bitmez. Gereği şekilde yılmadan mücadele yapmaya devam etmeliyiz. Geçmişte de bir avuç vatansever varını yoğunu hatta canını ortaya koydu bilhassa son 40 yıldır yoğun bir şekilde mücadele etti. Bizde 50 yıldır yazıyor anlatıyoruz. Tam 40 yıl önce işin buraya varacağını bizde gördük ve gazetedeki köşemizde ve imkan bulduğumuz her zeminde Türk milletinin maruz kalacağı bu felaketi anlattık. Bu gün Milliyetçiliğin, Türkçülüğün, Atatürkçülüğün önderi görünmeye çalışan bazı zat-ı muhteremler o günlerde muarızımız olan cemaatlere övgü düzüyorlar bizim yazdıklarımıza “Pranoya” diyorlardı!.. Yine de samimi vatanseverler gazetelerimizi dergilerimizi sosyal ve kültürel faaliyetlerimizi desteklediler. Ulusal bazda yayın yapan yüksek tirajlı gazeteler ve dergiler çıkardık. Türkiye’nin en kıymetli bilim ve fikir adamları bu gazete ve dergilerde yazdılar anlattılar. Tüm vatansever kesimleri Atatürk çizgisinde bir araya toplayan bir kucaklaşma ve uyanış oldu. Hep beraber kitaplar yazdık ücretsiz on binlerce dağıttık. Vatan yolunda mücadelenin bedeli var. Bizim de 67 yıllık hayatımızın üçte biri mahkemelerde hücrelerde geçti. Onlarca davadan beraat ettik. İki davadan 2-3 aylık bir zaman sıkıntımız kaldı. Halen gece gündüz mücadele ediyoruz ancak düşman çok güçlü.. 1950’lerden 60’lardan dış destek almaya başladılar. Önce MTTB. ele geçirerek Milliyetçi İslamcı Ancak Komünizme karşıyız görüntüsüyle ABD’nin kucağına oturdular. 12 Eylül ile semirdiler. ABD’nin Yeşil Kuşak projesiyle daha geniş desteğe ve ideolojik çalışma zeminine kavuştular. Milli Selamet Partisi bünyesine sızarak orada palazlandılar. Daha sonra adım adım buraya kadar getirdiler. Zaten olacaklar görünüyordu bizde olanı biteni veya olacakları dile getirdik ve “tedbir alınmadığı destek olunmaya devam edildiği taktirde Bu sahte dinciler eliyle ülkemizin yıkılmaya çalışılacağını” ayrıntılarıyla anlattık. Her çıkan ABD projesi bunları destekleme amacını güdüyordu bizde halkımızı aydınlattık. Bizim gibi 80’lerden 90’lardan yazan anlatan savaşanların çoğu bu gün aramızda değil. Öldürdüler cezaevlerinde çürüttüler. Üzüntüler içerisinde kanser oldular veya kahırdan öldüler.. Eğer bu gün bir Atatürkçü uyanış ve derleniş toparlanış varsa temeli 30-40 yıl önce atılmış ve o günlerden bu günlere getirilmiştir. Geçmişten bu güne mücadele veren bir avuç Bilim ve fikir adamı tanımaktan onur duyduğumuz abilerimizin arkadaşlarımızın ve kardeşlerimizin çok büyük hizmetleri olmuştur. Bu gün hep beraber vatan için el ele yürüttüğümüz bu faaliyetlerin, çabaların temelinde, 30-40 yıl geride kaldığı için arada bir hatırlanan büyük mücadeleler vardır. Bu mücadelelerin asıl kahramanları ise canını ve yüreğini ortaya koyan çok kıymetli arkadaşlarımızdır. Değerli Arkadaşlarım, Halen zulüm ve baskı sürüyor.. Bizlerde elimizde kalan son imkanlarımızla izle vatan mücadelesine devam ediyoruz.. Bu şahsi bir kavga değil ki vaz geçelim. Vatan mücadelesi bu yılmak yok son nefesimize kadar mücadeleye devam..

TANER ÜNAL

Devamını Oku

KERKÜK ELDEN GİDİYOR !!!

KERKÜK ELDEN GİDİYOR !!!
0

BEĞENDİM

ABONE OL

KERKÜK IRAK’IN BİR VİLAYETİ DEĞİL TÜRKİYE’NİN VİLAYETİDİR. KERKÜK TÜRKİYE’NİN İSTİNAT DUVARIDIR.

KÜRKÜK’ÜN İŞGALİ TÜRKİYE CUMHURİYETİNİN GELECEĞİ İÇİN HAYATİ TEHLİKE OLUŞTURMAKTADIR.

Mesut Barzani daha 4 gün önce Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’la görüşmesinden sonra yaptığı paylaşımda “Arkadaşım Hakan Fidan’ı Kürdistan bölgesinde ağırlamaktan mutluluk duyuyorum. Zaten güçlü olan ilişkilerimizi güçlendirmek için onunla çalışmayı dört gözle bekliyorum.” demişken Irak Merkezi hükümeti ile anlaştı ve “Peşmerge’nin Kerkük’e dönmesinin resmen kabul edildi. Böylece Kerkük’ün kaderi Kürtlerin eline terk edildi.

Değerli Arkadaşlarım,

%1 bile Kürt mezarı bulunmayan Kerkük’de ABD işgalinden bu yana Kürtlerin Türk Yurdu Kerkük’ü işgal etmesi, Nüfus ve tapu idarelerindeki Türklere ait kayıtların silinmesi, Kürtlerin Kerkük’e yerleştirilerek referandumlar yapılması, Türkiye’nin bu işgale sessiz kalması Kerkük’teki Türk varlığı, Türk tarihi ve Türkiye Cumhuriyetinin geleceği için hayati tehlike oluşturmuş bu günkü noktaya gelinmiştir.

Hakan Fidan’ın umut verici görüşmelerinden sonra yaşananlar korkunçtur. Kerkük canımızdır. Kanımızdır. Buna işgale kesinlikle müsaade edilmemeli Kürt yönetiminin bu güne kadar yaptığı zulüm ve entrikalar bertaraf edilmelidir.

Büyük devlet olmak lafla olmaz ancak böyle olur!

Değerli Arkadaşlarım,

Kerkük ve Telafer bizim için Antalya veya Konya’dan farksızdır. Hele Siyasilerin Afrika’nın herhangi bir ülkesinin iç sorunlarından bahseder gibi “ Irak’ın bütünlüğü vesaire..” şeklindeki açıklamaları Türkiye’yi yönetenlerin içinde bulunduğu tavrın anlaşılması bakımından endişe verici bir durum arz etmektedir.

Kerkük Türkiye için bir kanayan yaradır. Bu olanlar, Türkiye’yi yönetenlerin 85 yıldır duyarsız olmasının neticesidir. Atatürk’ün ölümünden sonra orada yaşayan Türkmenler hep tecavüzün hep zulmün altında kalmıştır.

Bir kere Arap yöneticiler “Sen Osmanlının devamısın, sen Türksün, Türkçe konuşuyorsun” diye Kerküklü kardeşlerimize düşmanlık gösterdiler. Asırlardır içlerinde yaşamış kinlerinin acısını kardeşlerimizden çıkardılar.

Barzani ve Talabani’nin İbrani kökenli Yahudi Kürtlerin bizim Güneydoğudaki genelde Kürtleşmiş Türkmen vatandaşlarımızla hiçbir ırk bağı yoktur. Barzani ve yandaşları Kerküklü kardeşlerimizin can düşmanlarıdır ve çok zalimdirler. Şimdi Türkler bu zalim insanların elinde kaldılar. Bugüne kadar bu durum Türkiye’yi yönetenlerce değerlendirilmedi ancak bu durumun ivedilikle değerlendirilmesi gerekir.

TÜRKİYE UYUMAKTADIR!

Değerli Arkadaşlarım,

Sosyal Medya’da tartışılan şeyler, fenomenlerin binlerce paylaşılan bazen milyon defa görüntülenen paylaşımları yaşadığımız asıl gerçeklerle alakasızdır.

Türkiye tam manasıyla uyumaktadır. Türk halkı uyutulmaktadır.

Büyük Önder Atatürk “Uyuyan Milletler ya ölür veya köle olarak uyanır!” diyordu..

Tüm siyasilere sesleniyoruz. Laf değil ciddi eylemler bekliyoruz! Türkiye bu konuya diplomatik yönden acilen eğilmeli ve somut adımlar atarak Türk yurdu Kerkük’ün Peşmerge işgaline girmesine izin vermemelidir.

Kerkük Irak’ın bir vilayeti değil Türkiye’nin vilayetidir. Kerkük Türkiye’nin istinat duvarıdır. Kerkük’ün işgali bu duvarın yıkılmasıdır.

Türkiye müdahale haklarını derhal gözden geçirmeli, Gerekli tüm diplomatik faaliyetleri yaparak Kerkük’te, Kerkük Türkmenlerinden müteşekkil Merkezi Hükümete bağlı bir yerel güvenlik gücü kurulmasını sağlamalıdır.

Hem de ivedilikle!

TANER ÜNAL

Devamını Oku

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.