DOLAR 44,8744 0.02%
EURO 52,8631 -0.03%
ALTIN 6.927,43-0,54
BITCOIN 3341705-1,56%
İstanbul
16°

AZ BULUTLU

02:00

İMSAK'A KALAN SÜRE

Cezmi Orkun

Cezmi Orkun

15 Nisan 2026 Çarşamba

KAZANAN ve KAYBEDEN…

KAZANAN ve KAYBEDEN…
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Değerli okurlar, içinde bulunduğumuz durumu Ringde eli, kolu bağlı bir boksörün rakibi tarafından dövülmesine benzetiyorum. Tıpkı mevcut sistem gereği tüm kararların iki dudağı arasında olan AKP iktidarının, ellerini ve ayaklarını bağlayıp döverek nakavt ettiği milletin düştüğü durum gibi. Yani, çeyrek asırdır ülkeyi yönetemeyen AKP bütçeye kaynak olarak vergilerle bunalttığı milletimize hizmet etmesi gerekirken, eli kolu bağlı boksör misali AKP sürekli attığı yumruklarla milleti yara bere içerisinde yere seriyor. Oysa, Devletin büyüklüğü ve itibarı sarayla, hangardaki uçaklarla, makam arabalarıyla, renkli törenler ve vatandaşlarına dayak atmakla ölçülmez. Devletin büyüklüğü ve itibarı vatandaşlarının elini, kolunu serbest bırakıp rahat ve huzurunu sağlayan hizmetlerle ölçülür. Bu anlayış var mı? elbette yok, yapılanlar ortada… 

Öyle ki; DEM’e yeşil ışık yakan AKP ve koşulsuz destekçisi  bebek katili APO sevicisi MHP sayısal çoğunluklarını kullanarak oylarıyla milletin menfaati doğrultusunda verilen tekliflerin tamamı ama tamamını TBMM’de RED etmektedirler. “YERLİ ve MİLLİ” olmak bu mudur?. AKP ve MHP’nin oylarıyla reddedilen tüm önergeler; genellikle ekonomik sistemler, sosyal yardımlar ve çeşitli araştırma konularını içeriyor. Mesela, 2026 bütçe görüşmelerinde muhalefetin sunduğu 30 önergeden 29’u AKP ve MHP oylarıyla reddedildi. Ama  biri ki, o da “Üst düzey bürokratlarla onların çaycı ve şoförlerine seyyanen zam yapılsın teklifi” AKP ve MHP oylarıyla kabul edildi. İzaha gerek var mı? değerli okurlar… Kazanan ve kaybedenleri göstermesi nedeniyle  AKP ve MHP oylarıyla reddedilen ve vatandaşların kaybına sebep olan bazı önergeler;

  • En düşük emekli maaşı asgari ücret kadar olsun
  • Çiftçiye destek verilsin var olan borçları silinsin
  • Öğrencilere ücretsiz öğle yemeği sağlansın
  • Ev emekçisi kadınlar sigorta hakkını alsın
  • Konteyner kentlerde elektrik bedava olsun
  • KYK borçlarının silinmesi
  • Esnafın SGK ve vergi borçlarının silinmesi
  • Emeklilere bayramlarda asgari ücret tutarında ikramiye verilmesi. 
  • Birden fazla maaş alan bürokratların engellenmesi
  • Madencilik faaliyetlerinin tüm yönleriyle incelenmesi, bölge halkının ve köylülerin görüşlerinin değerlendirilmesi, olası hak ihlallerinin tespit edilmesi ve çözüm önerilerinin geliştirilmesi amacıyla verilen araştırma önergesi Ak Parti ile MHP’nin oylarıyla reddedildi.
  • Sağlık sektöründe yaşanan ‘yenidoğan çetesi’ skandalının araştırılması amacıyla verdiği genel görüşme önerisi, 
  • Doğalgaz ve elektrik zamlarının nedenlerinin araştırılmasına yönelik önerge, 
  • Türkiye’deki uyuşturucu trafiğinin araştırılması amacıyla verdiği Meclis Araştırma Önergesi, 
  • Kadın cinayetlerinin ve kadına yönelik şiddetin nedenlerinin araştırılması amacıyla sunulan önergeler, 
  • Emeklilikte Yaşa Takılan (EYT) vatandaşların sorunlarının araştırılması amacıyla sunulan önergeler, 
  • Başta SPK olmak üzere çeşitli kamu kurumlarındaki rüşvet, yolsuzluk ve organize suç iddialarını Araştırma önergeleri, 

Gördüğünüz üzere, Kazanan AKP devleti, kaybedenler ise TÜRK MİLLETİ. Oysa ülkemiz insanı sebze, meyve, ekmek, su, et, tavuk, peynir-yağ-zeytin gibi gıda ürünleri, araba, telefon, beyaz eşya gibi satın aldıkları tüm ürünlerde dolaylı ya da dolaysız vergi vermektedir. Bu nedenle devletin harcadığı her kuruş devletin değil, sizlerindir. Öyleyse, ülkeyi yöneten iktidarların yaptığı hizmetler bir lütuf, bir ihsan değildir. 

Bu nedenledir ki; iktidarların toplanan vergileri nerelere harcadığı gibi hizmetleri sorgulamalı ve gerekiyorsa hesap sormalısınız. Çünkü,  AKP ve MHP oylarıyla reddedilen önergeler kabul edilseydi, günümüzde iktidar tarafından verilen garantiler nedeniyle yandaş firmalara yapılan ödemeler ile borç ve faiz ödemeleri yapılamayacağı için kazanan milletimiz olacaktı. Ancak bildiğiniz üzere bunlar yapılmadığı için kazanan saray ve eşrafı ile yandaş/paydaş şirketler, kaybeden ise kaz misali sürekli yolunan milletimiz oluyor.

Değerli okurlar, DOĞRU PARTİ, merkezinde insan olan anlayışı ekseninde vergi veren, askerlik yapan, çalışan, üretime katkılarıyla ülkenin kaderini belirleyen sizlerin en iyi hizmeti sonuna kadar hak ettiğine inanmaktadır. O zaman, AKP iktidarlarının millete ve ülkeye verdikleri zararları haklı çıkarma uğraşları da tamamen algıya dayalı çabalar olduğu idraki ile oy verirken kimin ülkemiz ve ülkemiz insanına daha iyi ve insanca yaşam sağlayacağına, vatandaşları kaybeden değil kazanan bireyler yapacağına bakarak oy vermelisiniz. Unutmayın, bu durum sonuçta; değişime, değişimin dönüşüme ve dönüşümün de gelişime evrilmesi ile kazanan siz olacaksınız.        

14.Nisan.2026

Selam ve saygılarımla      

Cezmi Orkun

Devamını Oku

SU HAYATTIR AMA…

SU HAYATTIR AMA…
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Değerli okurlar, bildiğiniz üzere milletin açlık ve sefalet içerisindeki yaşam mücadelesi gerçek gündem olması gerekirken, bu gündemi gizleyerek unutturma amacıyla  AKP iktidarı şafak operasyonları ile suni gündem oluşturuyor, ana muhalefet CHP ise sanki mümkünmüş gibi ara seçim safsatasıyla başka bir suni gündemin parçası oluyor. Gündem olması gereken ve toplum olarak hepimizin yaşadığı geçim zorluğunun temelinde, AKP yönetiminin liyakat yoksunu kadrolarla çalışması sorunu yatmaktadır. Ancak bu sorunu halkın sorgulaması da gündem dışına itiliyor. Öyle ki, çeyrek asırdır Cumhuriyet sayesinde ülkeyi yönetmekte! Olan AKP iktidarı ve koşulsuz destekçilerinin milletin malı olan istihdama dayalı üretim tesislerinden oluşan milli değerlerimizi elden çıkarması ve yeni tesisleri yapmaması sonucunda işsiz sayısı artışı önlenemez bir boyut kazandı. 

Katlanarak bozulan sosyal ve ekonomik yapı günümüzde lüks ve şatafat içerisindeki saray ve eşrafı dışında kalan kesimi yoksulluğa, emekçi ve emeklileri açlığa, esnafları siftaha, üniversite mezunu gençleri baba harçlığına mahkum etti. Oysa iktidar sadece kendisinden önceki iktidarlarca başlatılan projeleri tamamlasaydı sanki toplum daha refah ve huzur içerisinde olurdu, Yakın geleceğin savaşlarının özellikle içerisinde yer aldığımız Ortadoğu coğrafyası, Güney Asya ve Kuzey Afrika ülkelerinde petrol yerine su kaynakları için olacağı gerçeği gündem olmalı. Bu nedenle DOĞRU PARTİ temsilcisi olarak suni gündemler yerine geleceğin gerçek gündemi ile bu günden ne demek istediğimizi aktarmaya çalışayım.

Değerli okurlar, geçmiş yıllara dayalı tarım, enerji, su kaynakları, ulaşım, turizm ve eğitim gibi sektörlerde kalkınmayı hedef alan GAP (Güneydoğu Anadolu Projesi), DAP (Doğu Anadolu Projesi) ve KOP (Konya Ovası Projesi) gibi projelerin hala bitirilememiş olmasını oldukça manidar buluyorum. Çünkü, geleceğin savaşlarının su için olacağı gerçeğinden hareketle tarımsal ürünlerin yetiştirilmesine kaynaklık edeceği büyük önem arz ediyor. Özetle;

GAP; Fırat ve Dicle nehirleri üzerinde  yapımı düşünülen barajlar, HES (hidroelektrik santralleri) ve sulama tesisleri ile kentsel ve kırsal altyapı, ulaştırma, sanayi, eğitim, sağlık  ve diğer sektörleri içeren bölgede ekonomiyi geliştirmeyi, bölge vatandaşlarımızın gelir düzeyini artırmayı hedefleyen GAP  projesi kapsamında 2002 yılına kadar enerji projelerinde %90 fiziki gerçekleşme sağlansa da, toplam sulama projelerinde gerçekleşme 2002 yılında %49 iken günümüzde %63’e ulaşmış kalan kısmı ise 2028 yılına ertelenmiştir. Bölgenin kalkınmasını hızlandırmayı amaçlayan DAP projesinde dişe dokunur bir ilerleme söz konusu değildir.

Bölgenin ekonomik, sosyal ve çevresel potansiyelini ortaya çıkarma amaçlı KOP projesinde ise sulama, içme, kullanma ve endüstri suyu ihtiyacı karşılanacak, yeraltı suyu yetersizliğini önleyici  geliştirme hizmetleri ile teknolojik ziraat yapılacak ve üretim artışı sağlanacak, hayvancılık geliştirilecekti. KOP kapsamında toplamda 1,65 milyon hektar alan sulanacak olup, sulama projelerinin %73’ü dışındaki alan tamamlanmamıştır.

Suya dayalı kalkınma amaçlı GAP, DAP ve KOP Projelerı̇nin hayata geçı̇rı̇lmesi halinde bölgenı̇n tarım, gıda, hayvancılık ve enerji üretı̇mlerı̇ ıle ülke ekonomı̇sı̇ne pozitif katkı sağlaması yanında ı̇stı̇hdama dayalı üretim tesisleriyle ı̇şsı̇zlı̇ğe çare olacağı aşikardır. Bu projelerin tamamlanması için harcanması gereken ve 2002 sonrası AKP iktidarları tarafından bütçedeki payı sürekli düşürüldü ve bu projeler atıl bırakıldı. Sonuç ne oldu derseniz mesela, tarımda ı̇hraç eden 7 ülkeden biri olan Türkiye, samanı dahi ithal eden ülke oldu.

Sonuç olarak, 24 yıldır aralıksız iktidar olan AKP, gübre ve şeker fabrikaları satması yetmezmiş gibi, ekonomı̇k getı̇rı̇sı̇ olan suya dayalı bu projeleri tamamlamak yerı̇ne, araç geçı̇ş garantı̇lı̇ köprüler, otobanlar ve tüneller, hasta garantili hastane ve yolcu garantili havaalanları yaptı ve verilen garantiler nedeniyle gelecek nesli borçlandırdı. 

Oysa bunlara harcanan paralarla bu projeler tamamlansaydı “milletin efendisi köylü” AKP’nin marabası olmazdı… çiftçiler tarlasını, evini terk etmezdi. Tüm bu hizmetlere hayat veren kaynak ise SU. SU ülkemiz geleceğinin teminatı olacak çoğunluktadır. Bulunduğumuz coğrafyada gelecekte yaşanacak savaşların SU kaynaklarının denetim ve kontrolünü elde etmek olacağı ve  suyun HAYAT olduğu unutulmasın.       9.Nisan.2026

Selam ve saygılarımla      

Cezmi Orkun

Devamını Oku

İBİŞLİK VERGİSİ!..

İBİŞLİK VERGİSİ!..
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Değerli okurlar, ABD ve İsrail’in İran’a savaş açması, tüm ülkelerin ihtiyacı olan petrol ve doğalgaz temininde zorluklara sebep olmuştur. Petrol depolama imkanı olan ülkeler dışında ki, Türkiye’nin de içinde yer aldığı ülkeler doğal olarak petrol fiyatları artışından etkilenmektedir. AKP iktidarı ise alışkanlığı gereği petrol fiyatlarında artışı bahane ederek akaryakıt başta olmak üzere tüm ürünlere sürekli zam yapmaya devam ediyor. Akaryakıta yapılan zamlar haliyle tüm mal ve hizmetlerde fiyat artışlarına sebep oluyor. Enflasyon oranını belirlemede esas alınan TÜİK verileri ise tam tersi kağıt üzerinde gerçek enflasyon oranını maniple ederek vergi yükü altında ezilen halkın daha çok yoksullaşmasının önünü açıyor. Saray ve eşrafı ise bu gerçeği görmez, duymaz şen şakrak iktidarının keyfini çıkarmaya devam eder.  

Fıkra bu ya; Ülkenin birinde, sarayın har vurup harman savurmasından, lüks ve şatafatlı yaşamın devamı için hangarı uçaklarla, garajı makam araçlarıyla doldurmayı itibar sanan padişah kasanın boşalması üzerine hazine sorumlusunu çağırarak “kasa boşaldı paraya ihtiyaç var ne yapacağız” diye sorar. Hazine sorumlusu “yine halktan vergi toplayacağız” cevabını verir. Bunun üzerine padişah hem üzgün hem de kızgın bir tavırla “vergi koymadığımız bir şey mi kaldı kardeşim. Ota da boka da vergi koyduk. Bulun o zaman vergi koymadığımız bir şey!” diye cevap verir.

Hazine sorumlusu düşünür taşınır epey sonra buldum padişahım  “Adı ibiş, başı kel, pazarda horoz satan ve kılıbık olanlardan” bunların her biri için 50 lira alalım! Der. Padişah tamam der ve uygulansın emrini verir. Uzak köyün birinde yaşayan ve bu durumdan haberi olmayan ibiş efendi evin ihtiyaçlarını karşılamak ve karısına bir çift ayakkabı almak için kümesten çilli horozunu alır ve pazarda satmak üzere yola koyulur. Sonunda horozunu 200 liraya satar. Bunun mutluluğu ile pazardan çıkarken, vergi memurları “horozunu sattın” değil mi? diye sorar evet cevabı üzerine “ver 50 lira horoz vergisini” der. İbiş “horoz satmanın vergisi mi olur” demiş vergi memuruna. 

Verirsin vermezsin tartışmasını izleyen kalabalıktan biri “ibiş efendi ver 50 lirayı bunlardan kurtulamazsın” diye seslenir. Vergi memuru “senin adın ibiş… ibişlik vergisiyle borcun 100 lira oldu” der. Bu ne yahu “ibişlik vergisi mi olur” der ve kaçmaya çalışır. Bu esnada başındaki şapka düşer ve ibişin kel olduğu ortaya çıkar. İbişi yakalayan vergi memuru “senin başın da kel, kellik vergisiyle borcun 150 lira oldu” dediğinde, ibiş memura yalvarmaya başlar “yapma memur bey, ben bu parayı verirsem evde karıma ne derim. Bu durumu ona nasıl anlatırım. Beni eve dahi almaz” dediğinde, memur bu kez üzüntülü ve sıkıntılı bir sesle son darbeyi vurur. “İbiş sen birde kılıbık çıktın borcun kılıbıklık vergisiyle toplamda 200 lira oldu.”  Der. İbiş mi? empati yapın…

Kıssadan hisse değerli okurlar. Gelelim ülkemize, ülkemizde halkımız ile iktidar yönetimi arasında böyle bir anlayışın olması mümkün mü? Bizde, bindirilmiş vergiler (yani vergiden vergi almak) nedeniyle yeni vergi(ibişlik vergisi gibi) kaynağı bulma kaygısı yok elbette. AKP iktidarının vergilendirme anlayışında tütün ve alkollü içecekler ile lüks tüketim ürünlerine(Pırlanta için bu oran sıfır) yüksek, diğer ürünlerde daha düşük! Olan bir oran var. Öyle ki, bildiğiniz üzere geçen hafta TBMM’de ÖTV oranlarının yeni değerleri kabul edildi. Bu teklifin görüşülmesi öncesinde AKP yetkilileri “değerli taşlardan pırlantanın ÖTV’sini arttıracaklarını” ifade etmelerine rağmen TBMM’de pırlantadan alınacak ÖTV oranı AKP ve MHP oylarıyla tekrar sıfırlanmıştır. Amaç ne mi? açlıkla mücadele eden halkın pırlanta alabilmesini sağlamak için mi? daha önce  de AKP yönetimince arttırılan yurt dışı harç ücretleri eleştirileri için “Parası olan yurt dışına çıkıyor, bunu da ödesinler” ifadesiyle cevap verdiklerine şahit olmuştuk. 

Değerli okurlar, bütçe açığını büyük oranda karşılayan ürünlere baktığımızda,  tütünde net fiyatın yaklaşık %63’ü, alkollü içeceklerde ise %70’in üzerindeki kısmı, otomobillerde %50’si doğrudan ÖTV olarak aktarıldığını, ancak parası olanların pırlanta alım satımından devletin kazancının sıfır olduğu görülmekte. Ama AKP yönetimi sözde vergi artışlarına “halkın sağlığı ve çevreye olan hassasiyet” bahanesini gerekçe olarak ortaya koymaktadır. Sevsinler sizin gerekçenizi…Oysa, Tek gerçek; bütçe açığını büyük oranda, motorlu araçlar yanında tütün ve alkollü içecekler için harcama yapan ayyaşlar! ile “KEL, KILIBIK VE YOKSUL İBİŞLER” kapatmaktadır. Bu konuya birde DOĞRU PARTİ Genel Başkanı Rıfat Serdaroğlu’nun aydınlatan penceresinden bakalım;


Türkiye’de 2024 rakamlarına göre 1.165.695 Kurumlar Vergisi mükellefi var. Kurumlar Vergisini “Sermaye Şirketleri Anonim-Limited-Sermayesi paylara bölünmüş Komandit şirketler/Kooperatifler /İktisadi Kamu Kuruluşları” öder. 2025’te bunların beklenen ödeme 1 Trilyon 636,77 Milyar TL idi. Ne kadarı gerçekleşmiş? Yaklaşık %81 kadarı! Yani, 932 Milyar TL. İngiliz Mr. Shimshek, dikkat et, Allah’ın sopası şimdi kafanıza inecek. AKP, her içki ve sigara içene AYYAŞ-ALKOLİK dediğine göre, 2025’te AKP ayyaşlardan (içki ve sigara ) ne kadar ÖTV ve KDV bekliyor? 626,3 Milyar TL MTV (Motorlu Taşıt Vergisi) olarak beklenen ise 126,5 Milyar TL. Vergi Gelirlerimizin tamamında, Gelir ve Kurumlar Vergisi gibi kazanç üzerinden alınan(Dolaysız) vergilerin toplam payı yaklaşık %31 seviyesindedir. Dolaylı Vergilerin (Ayyaşların) payı ise %69 civarındadır. Yaa, düştünüz mü ayyaşların eline ey Süslüman AKP? İşte Allah’ın sopası budur. Seni ayyaşların eline muhtaç eder…Sahi değerli okurlar, bu vergilerin “İBİŞLİK VERGİSİNDEN” farkı var mı?             

6.Nisan.2026

Selam ve saygılarımla      

Cezmi Orkun

Devamını Oku

MİLLET KARAR VERSİN

MİLLET KARAR VERSİN
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Değerli okurlar, demokrasilerde halkın doğrudan oy kullanarak önemli bir konuda karar vermesinin temel amacı, anayasa değişiklikleri gibi geniş kapsamlı ve ülkenin geleceğini etkilemesi muhtemel kritik kararların meşruiyetini artırmak ve böylece halkın iradesini idareye taşımaktır. Öyleyse, vatandaşlık görevi gereği, geçim ve güvenlik kaybına sebep olan hususlar ile ülkemizin bölünmez bütünlüğünü ve bağımsızlığını tehdit eden her türlü adımın kararını vermek milletimizin en doğal hakkıdır. 

Kararı millet versin derken amacım, vatandaşların temel haklarını içeren düzenlemeler, toprak ve egemenlik haklarının devri ve uluslararası anlaşmaların kabulü ya da reddi (örneğin, Avrupa Birliği’ne üyelik) ile ulus devlet ve üniter yapımızı tehdit eden sözde “Terörsüz Türkiye” masalı gibi ayrıştırıcı ve kutuplaştırıcı girişimler doğrudan demokrasinin bir aracı olarak, yönetimin kararlarına meşruiyet kazandırma ve milletimizin iradesini doğrudan yansıtmasını sağlamaktır. Emperyal güçler ve yerli iş birlikçilerin baskısı ile (ister sığınmacıların durumu ister etnisiteye dayalı ayrıştırma çabaları olsun) AKP iktidarı ve koşulsuz destekçilerinin mevcut konumlarını kalkan olarak kullanması yerine karar verme hakkını Türk milletine bırakması doğru olandır.

Değerli okurlar,  bir babanın kendi çocukları sofradan aç kalkarken, bir başkasına ziyafet vermesi “cömertlik” değil, düpedüz ailesine karşı bir sorumsuzluk” olarak görüldüğü anlayışından hareketle, halkın yoksullaştığı günümüz Türkiye’sinde, milyonlarca insanımızın açlığa mahkum edildiği bir durum söz konusu iken, mevcut iktidarın Suriye için yaptığı milyarlarca dolar harcama milletimize karşı yapılan bir sorumsuzluk değil mi? bunu yaparken kaynak ne derseniz BORÇLANMA. Sonuçta, Ekonomi de dış borçlarla, iç borçların ödenmesi gerçeği, vatandaşlarımızı ekonomik olarak tehdit eder boyuta ulaşmıştır. Bu konuların millete sorulması gerekirken, AKP iktidarı neden sormaz? Yorumu sizlere bırakıyorum…

Değerli okurlar, Ulusal ve uluslararası bir konu hakkında alınan karar ülkemiz insanlarını sosyal, siyasal ve ekonomik alanlarda etkiliyorsa, mevcut iktidar yönetiminin bu konuya meşruiyet kazandırmak için referandum yapması gerekir. Örneklersek; “Terörsüz Türkiye” masalıyla yapılan çalışmalar hangi amaca hizmet ediyor, ellerinde 50 bin kişinin kanı olan PKK terör örgütü yöneticisi bebek katili APO bu amacın neresinde? Ulus devlet ve Üniter yapımız, emperyal devletlerin federatif yapı hayaline feda mı edilecek? Yapılması planlanan yasal değişikliklerde de yer alacak bu ve benzeri hususlar milletimizin onayına sunulacak mı? DOĞRU PARTİ temsilcileri olarak bizler, AKP iktidarının milletimizin onayını almaksızın ben yaptım oldu mantığı ile alacağı kararları şimdiden reddediyoruz. 

Böyle bir durumda Türk milleti ülkesi ve vatanı için çektiği acıların hesabını muhataplarına yani, AKP ve koşulsuz destekçileri ile arkadan dolaşan ana muhalefet CHP yönetimine soracağı endişesiyle mevcut iktidar referandum yerine bu hususları oldubittiye getirmenin uğraşını veriyor. DOĞRU PARTİ temsilcileri olarak, TÜRK milletini dışlayan bu anlayışa önerimiz, farklı siyasi görüşlere sahip bireylerden oluşan vatandaşlarımızın tamamının katılımıyla şüpheyle bakılan söz konusu bu olayların (mülteciler, Bebek katili APO ve Ekonomiyi bağımlı kılan) halkın lehine olup olmadığının tespiti için referanduma gitmesidir. Ülkemizin bölünmez bütünlüğü ve egemenliğini tehdit eden tüm konularda, bırakın “MİLLET KARAR VERSİN”             

1.Nisan.2026

Selam ve saygılarımla      

Cezmi Orkun

Devamını Oku

ELİ bağlı, AĞZI bantlı ÖZGÜR BASIN!…

ELİ bağlı, AĞZI bantlı ÖZGÜR BASIN!…
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Değerli okurlar, demokrasinin temel ayaklarından biri olan basın mensuplarının susturulması karşısında halkın ve sivil toplum kuruluşlarının sessizliği oldukça manidar. Oysa, demokrasi;  “halkın halk tarafından halk için yönetim” şeklidir. AKP iktidarının uygulamalarıyla kadük hale getirilen yani, özlenen demokrasinin vazgeçilmez ayakları; YASAMA (halk adına temsil yetkisini kullanarak Kanunları yapan TBMM), YÜRÜTME (yasalar çerçevesinde ülkeyi yöneten HÜKÜMET) ve YARGI (kanunlara tabi olan her konuyu denetleyen ve hukuk devletini koruyan BAĞIMSIZ MAHKEMELER) kuvvetler ayrılığı esasına dayanır. BASIN ise, halkın bilgi alma gücü ekseninde İktidarları denetleyen ve eleştirileriyle “dördüncü güç” olarak demokrasiyi yaşatmaktadır. Özgür basın ve bağımsız yargı, hukukun özgürlüğünün temel taşlarıdır.

Demokratik toplumların temel yapı taşlarından biri olan özgür basının demokrasiler için yalnızca tamamlayıcı bir unsur değil, doğrudan doğruya demokratik düzenin varlık koşuludur. Ülkemizde yapılan seçimler halkın iradesini yok saymak için değil toplumun doğru, zamanında ve eksiksiz bilgiye erişiminin, ifade özgürlüğünün güvence altına alınmasının ve kamusal denetim mekanizmalarının sağlıklı biçimde işlemesinin teminatı olacak yönetimlerin belirlenmesi içindir. 

AKP iktidarının meşruiyetini ABD Başkanından beklemesi yerine vatandaşlarının kendi yönetim süreçlerini anlayabilmesi, eleştirebilmesi ve denetleyebilmesiyle mümkün olabileceğini bilmesi gerekir. Çünkü demokratik ülkelerde; Yasama, Yürütme ve Yargı erklerinin yanında, basının “dördüncü kuvvet” olarak iktidarın sınırlandırılmasında, kamu gücünün şeffaf kullanılmasında ve hesap verebilirliğin sağlanmasında vazgeçilmez bir işlev gördüğünü bilmez mi? biliyorsa bu baskı niye?

Gazetecilerin bağımsız ve özgür bir ortamda çalışabilmesinin, toplumun tüm kesimlerinin kamusal alanda temsil edilmesini sağlaması ile çoğulculuğun güçlenmesine, farklı görüşlerin görünür hale gelmesine ve sağlıklı bir kamusal tartışma kültürünün oluşmasına katkı sunmaktadır. Basın özgürlüğünün yalnızca gazetecilerin mesleki talebi olarak görülmemesi gerektiği ve  bunun aynı zamanda bireylerin bilgi edinme hakkının anayasal bir uzantısı olduğu unutulmamalıdır. Basının kamuoyunun gündemini şekillendirdiğini, sorunları görünür kıldığını ve toplumsal farkındalık yarattığını, bu yönüyle de demokrasinin yaşayan ve kendini sürekli yenileyen bir organizması gibi işler. 

Toplumsal şeffaflık, hesap sorabilme kültürü ve etkin kamusal denetimin ancak özgür bir basın ortamında mümkündür. Basın; kamusal alanda yalnızca olayları aktaran bir araç değil, aynı zamanda haberler, yorumlar ve analizler yoluyla katkı sunmaktadır. Herhangi bir kişi, zümre ya da çıkar grubunun değil, doğrudan toplumun sesi olma görevini yapması gereken basının ekonomik, siyasal ya da ideolojik baskılar altında yönlendirilmesinin yalnızca medya etiğini değil, aynı zamanda kamusal yararı da ağır biçimde zedelediği ortadadır. 

İktidarın borazanlığını yapan yandaş basın ise satın alınan ya da susturulan bir araç halini almış olanlar dışında sadece emeğe, mesleki sorumluluk bilincine ve etik ilkelere dayanan kamusal bir faaliyet anlayışına göre hareket eden gazetecilerin susturulması uygulamaları asla kabul edilebilir değildir. Basının işlevsizleştirildiği, susturulduğu ya da neredeyse tek sesli hale getirildiği, toplumun sorunlarının tartışılamadığı ülkemizde demokrasiden söz edilebilir mi? AKP öncesi Türkiye’sinde basının iktidarın karşısında konumlanan bir düşman değil; hukukun, demokrasinin ve toplum yararının yanında duran bir denge unsuru olduğu ve bu işleviyle de eleştirel basının sistemi daha dirençli, daha kapsayıcı ve daha adil hale getirdiğini gördük.

Bu baskıların mağduru DOĞRU PARTİ temsilcileri olan bizlere uygulanan gizli sansür ve muhalif tüm kişi ve kuruluşların gerçekleri topluma yansıtması engellenebilir belki ama ortadan kaldırılamaz. Bize göre basın yaşamsal damarlarımızdan biridir. Basın özgürlüğünün sekteye uğratıldığı günümüzde hemen hemen her alanda demokrasinin temel dayanaklarının da işlevsiz kaldığına şahit oluyoruz. Mesela; Adalet Bakanının haksız mal edindiği iddiasının TBMM tarafından sorgulanamadığı bu sistemde, görevi gereği halkı bilgilendirme konusunda sessizliğe gömülen basın özgür denebilir mi? 

Değerli okurlar, AKP iktidarı ve koşulsuz destekçileri için var olan demokrasinin nimetleri ne yazık ki ülke insanları için YOK… Oysa; bizler, insanların gözü, kulağı ve sözü olma işleviyle bireysel hak ve özgürlüklerin korunmasında, toplumsal kimliğin güçlenmesinde ve ortak değerlerin yaşatılması ve demokratik bir geleceğin ancak özgür, bağımsız ve etik değerlere bağlı bir basınla mümkün olacağı gerçeğinden hareketle;

DOĞRU PARTİ temsilcileri olarak ELİ BAĞLI yazamayan, AĞZI BANTLI  konuşamayan basın mensuplarına, muhalif kişi ve kuruluşlara AKP iktidarınca reva görülen bu baskı ve zulmü DEMOKRASİ adına kınıyor ve kendilerine desteklerimizi iletiyoruz. Barış, özgürlük ve laiklik mücadelesinin sembolü olarak da DEMOKRASİ MEŞALESİNİ birlikte taşıyacağımızı Türk milletine ilan ediyoruz.     

25.Mart.2026

Selam ve saygılarımla      

Cezmi Orkun

Devamını Oku

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.