25 Eylül 2026 Cuma
Hidaya Kasırgası, Kenya ve Tanzanya'yı fena vuruyor
Sn Bahçeli milliyetciliği nereden öğrendiniz ?
ZULÜM İLE ABAD OLANIN…
GEZİN “SULAK ALANI” KORUMAK KİMİN GÖREVİ? SAYIN VALİ
SEN DAMARIMDA AKAN KANIMSIN
KIBRISTA BATAN KATAMARANLA İLGİLİ SORULAR ?
Modern zamanlara ait, Alaattin’in sihirli lambası olmaya gönüllü hali vakti yerinde bir kardeş, kendince hediyeler hazırlar ve bir çiftin kapısını çalar…
— Ben der, hayatınıza küçük renkler katmak için sizi seçtim.
Masanın üzerine bazı hediyeler bırakacağım, 1-2-3 dediğimde sizin için hangisi en değerli ise, hangisini en çok istiyorsanız, ilk onu almaya çalışacaksınız…
Ben de size onu vereceğim
Çift heyecanla yanyana oturur :
Masanın üzerine Alaattin,hediyelerini yerleştirir.
Neler yoktur ki masada ;
Las Vegas’ta beş yıldızlı otel’de beş ay tatil
At gibi bir pırlanta yüzüğü
Ferrari son model bir arabanın anahtarları
Göcek’te üç katlı villa tapusu
Beşiktaş’ın beş sezon, numaralı kombine bileti
Daha neler neler…
Heyecan son haddinde ,
Alaattin ;
— 1,2,3 der
Kadın en çok istediği at gibi pırlantaya saldırır can havliyle
Kocası ise;
Kadına sarılır yumuşak ve şefkatle…
Erhan Şengül
25.09.2026
Singapur
Bu hikaye, şu an bütün hızıyla devam eden, Rusya Ukrayna savaşının başladığı ilk aylarında yaşanan benim de içinde olduğum bir yol hikayesini anlatıyor…
Küçük kızım Deniz, Mariupol Ukrayna’da savaşın tam ortasında kalmış, 22 gün boyunca ona ulaşamamıştım.
Altı yaşında bir çocuğun, görmemesi gereken, vahşete şahit olmuştu
Sonra Türkiye Odessa Başkonsolosluğu, (sağolsunlar) Deniz Türk vatandaşı olduğu için, onu, annesini ve anneannesini, tereyağından kıl çeker gibi savaş bölgesinden çıkartmış, Mariupol-Zaporoji-Odessa- Moldova ( Kishinov) rotasında ( normalde 14-16 saat sürer) 4 günlük bir yolculuktan sonra Moldova Büyükelçiliği’mizde bana teslim etmişlerdi.
Deniz’in annesi Olga Hanım, değer verdiğim, dostum arkadaşım ve Küçük Kızım Deniz’in herşeyidir.
Ama aile anlamında, kendisi ile bir birlikteliğimiz yoktur.
Onları Moldova Büyükelçiliği’mizde karşıladım…
Tek kelime ile anlatırsam ; Mahvolmuşlardı.
Bu bitik hallerinin asıl nedeni ; Olga’nın ablası Rahmetli Oksana ve onun kocası Tolik’in, gözlerinin önünde, bir Rus bombası ile parçalanarak ölmelerinin tarifsiz acısını yaşamalarıydı.
Oksana’cık, ilkokul öğretmeni idi ve Deniz kızım, anne gibi sevdiği teyzesine aşıktı.
Vefatlarından üç hafta önce, akşam yemeğinde misafir olmuştum, bu güzel ruhlu insanlara.
Valentina Hanım, yani Anneanne çok kötü durumdaydı.
Hayatı boyunca yaşadığı şehrinden, bir daha geri dönmemek üzere kopartılıyor, canı gibi sevdiği Büyük yavrusu Oksana’yı orada toprağa bırakıyor ve yaşı itibarıyla kaldıramayacağı bir maceraya çıkıyordu
Pasaportları olmadığı için, uçakla İstanbul’a gitme şansımız yoktu…
Kishinev, Bükreş ve Bulgaristan üzerinden geçerek İstanbul’a varacağımız uzun bir araba yolculuğuna çıkacaktık…
Ancak adım atacak durumları yoktu.
Kishinev’de, onlar ( özellikle anneanne) biraz kendilerine gelene kadar otelde kalmayı uygun buldum.
Kocaman bir oda onlara, kendime de mütevazi bir yer kiraladım.
Bomba sesleri, sirenler, çatışma gürültüleri, kısacası ölüm korkusu olmadan uyudular.
Yeni bir gün başlayacaktı.
Ama halen, yolculuğa çıkmak için uygun durumda değillerdi.
Otel konaklamamız bir gün daha uzadı.
Deniz’ciğim ile Kishinev caddelerinde ikimiz turluyor, onu biraz güldürmeye çalışıyordum.
Ancak üniformalı birilerini yolda görünce, sıkı sıkı ellerime sarılıyor, yamacıma sığınıyordu.
Hele yüksek sesle yoldan geçen bir kamyon, otobüs varsa, hıçkıra hıçkıra ağlıyordu.
Düşünün travması ne kadar büyük,; Allah’ım kızımı bir daha böyle ağlatma…
Ertesi sabah yola çıktık.
İlk hedef Romanya’ya ulaşabilmek.
Anneanne başlangıçta, bu yolculuğu kaldıracak gibi gözüksede, sapsarı yüzü, yüksek şekeri nedeniyle beni korkutuyordu.
Moldova Romanya sınırını geçtikten sonra, Romen bir taksici ile anlaştım.
Amaç, en hızlı şekilde Bükreş’e ulaşmak.
Mola yerinde yediğimiz, garip yemekler anneanne’yi daha da kötü bir hale getirdi.
Hastahane doktor opsiyonlarını, kadıncağız ” Erhan para harcamasın kafasıyla” kesinlikle redediyordu.
Şükür Bükreş’e geldik.
İki gün otelde kalacağımız yeni bir moladayız.
Deniz ile, Mc Donald senin, supermarketler benim heryeri dolaşıyoruz. Deniz, bir oda dolusu oyuncağını, Mariupol’da bombardımanda yıkılan evde bıraktığı için, alışveriş işlerimiz oyuncak merkezli.
İki gün dinlenme, hepimize iyi geldi.
Artık yola çıkma zamanı.
Bir taksi ile anlaştım.
Bükreş / İstanbul olacak yeni rotamız.
Yolda ilk birkaç saat herşey normaldi.
Bulgar sınırdan da sorunsuz geçtik
Hatta acıktığımız için, yol üstünde mola verdiğimiz , bir aile tarafından işletilen lokantada, şöfor dahil, güzel bir yemeği huzurluca hep beraber yedik
Lokantada, siparişi verirken anlaşma sorunu yaşadım dil yüzünden
Ne zaman ben Deniz’e ” Kızım koşma ” dedim, lokantacı
—- vre Türk’müsün, dedi
Bulgar Türk’lerinin lokantasını seçmişim bilmeden…
Artık Türk sınırına bir kaç saatlik yol kalmıştı.
Şaka yapmıyorum, kafamı arkaya döndürdüğüm bir an, Valentina anneanne’nin bayılmış haliyle ve sapsarı yüzü nedeniyle ruhunu teslim ediyor sandım.
Bulgaristan’ın Türkiye’ye en yakın şehri Burgas’a 20 km uzaklıktaydık.
Rota yeniden oluşturuldu, mutlaka bir doktora gösterecektim onu.
Şöfore yolculuğumuzun Burgas’ta biteceğini söyledim.
Alelacele , internetten yine iki oda rezervasyon yaptım…
Burgas’ta bir gün kalacaktık.
Anneanne şeker tansiyon ilaçlarını alınca, birazcık kendisini toparlar gibi oldu… Uyudu
Olga Hanım ve Deniz ile karnımızı doyurmak istedik.
Resepsiyona nerede akşam yemeği yiyebileceğimizi sordum.
Otel, iki bloktan oluşuyordu.
Resepsiyonist, karşı bloğun giriş katında restaurant olduğunu söyledi.
Deniz, mutluluk ile, Restaurant’ın kapısını iteledi.
Ancak, kapı açıldığında içeriden öyle bir yüksek müzik sesi geldi ki; kızım yine avaz avaz ağlamaya başladı.
Her gürültü onu, savaş dehşetine geri götürüyordu.
Açık kapıdan şöyle bir içeriye göz attım.
Allahım Yarabbim; kıvrak Bulgar müziği ile; kırdıran yardıran Ablalar dans ediyor.
— Tühhhh; internetten bulduğum bu büyükçe otel, aslında bizim İstanbul Aksaray’ın arka sokaklarında olan, dobrowski, dazdarovya, ya tybe lyblu, za tybe muhabbetlerinin döndüğü, gece kluplerini içinde barındıran bir yermiş demek ki
Bilen bilir, Aksaray gece aleminin eskilerindenim.
Yanılmam; bu otelin restaurantı, Kadınların gecelik aşk bulduğu Aksaray diskolarının aynısı, nokta…
Neyse bir gece kalacağız sadece.
Deniz , Olga Hanım ve Ben, Bourgas şehir merkezine bir arabayla giderek karnımızı doyurduk.
Geri döndük, zaten yorgunlar; onları odalarına bıraktım…
Aklım; aşağıdaki gece klubünde…
Kardeşim, Aksaray ayağımızın dibine taşınmış.
Gidipte görmemek olur mu!!!
İndim…
Mekanın kapısını açtım…
Müzik aynı volümde devam ediyor…
Girdim içeriye.
Pistte dans edenler, bir sürü…
Oturdum bir masaya; Bulgar Mastikası ve meyva peynir sipariş ettim…
Çok kadın var içerde…
Belki 25 , belki 30 kadın…
Kaç erkek var dersen bir elin parmaklarını geçmez…
Ooooo, iyi yere dükkan açtım…
Fakat bir şey dikkatimi çekti, Hanımefendiler 40 yaş civarındalar.
Bu mekanın konsepti böyle demek ki…
Oooo, yaşları, yaşıma da uygun…
Bulgar Mastikası boğazımdan yağ gibi kayıyor.
Bir süre sonra, alkolün bana verdiği yetkiye dayanarak, yan masada oturan iki hanımefendiye, bir şişe Şampanya gönderttim…
Sıfır tepki…
İçtiler ama, bir baş selamı dahi yok
Kurban olayım Aksaray Hatunlarına…
Çoktan masama oturmuşlardı eğer onlar olsaydı
Yan masadaki hatunlar, demek ki daha yağlı müşteri bakıyorlar…
Hata bende, ucuz Bulgar Şampanyası yerine, 1 şişe Jack göndermeliydim!!!
Yan masadan ümidi kesince, iki üç masa ötede oturan güzel bir Hanımefendiye , mekanda dolaşan çiçekçi ile bir demet kırmızı gül yolladım…
Çiçekçi kafası ile beni gösterdi, kadın ona sorduğunda, kim bu diye.
Aldı gül demetini, koydu masanın üstüne…
Sıfır tepki bunun üstüne!!!
Arkadaş hafif meşrep hanımefendiler, mekanda müşteri dahi yokken, beni beğenmedi yaaaa; çok içerledim bu duruma…
Birkaç hamlem dahi boşa çıkınca, tek başıma uyurum daha iyi bea kafasına geldim.
Zaten Mastika şişesinin sonu
Odama döndüm…
Sabah kahvaltı için, üst kattaki kahvaltı salonuna çıktık Deniz, annesi ve Ben
Aaaa aaaa, hafifmeşrep Ablalarda, kahvaltıya gelmişler.
Nasıl olur!!!
Mekan kapanınca, mekanın kızları evlerine gider…
Kadınlar, beni küçük bir kız çocuğu ve yanında bir kadınla orada görünce,
—– çıkçık, hem evli, hem çocuklu, hemde çapkınlık peşinde manalı, aşağılarcasına bana baktılar
Otel görevlisine,
— kim bu hanımefendiler, dedim
—- onlar, dedi Sofia Üniversitesi Akademisyenleri, burada dün bir seminere katıldılar, bugün geri dönecekler
Yerrin dibine geçtim…
Koca koca profesörlere, doçentlere, Aksaray hatunu muamelesi yapmaya çalıştım dün gece.
Yuhhh olsun bana…
Adamın fikri ile zikri bir olur durumu yani…
Bir taksi ile, Ümraniye’deki eve aynı gün öğleden sonra vardık…
Aradan neredeyse 5 yıla yakın bir zaman geçti…
Deniz kızım artık, 11 yaşında.
Pazartesi ortaokula başlıyor
Deniz ile, geldiğinde tek kelime dahi bilmediği Türkçe dilinde konuşuyoruz artık
Anneanne, halen hüzünlü bir halde yaşıyor
Olga Hanım, çok donanımlı olmasına rağmen, ne yazık ki iş iş bulamadı. ( Mariupol internet altyapısının teknik müdürüydü)
Onların hayatı, benim sorumluluğumda devam ediyor.
Kurtköy’de mütevazi bir evde yaşıyorlar
Herşey güzel Deniz kızımın, gülmesi için…
Erhan Şengül
Jintang Çin
12.09.2026
Denizde kazalar; son zamanlarda ne yazık ki meydana gelen olaylarla gündeme düştü…
Burada sizlere ne olayların teknik analizini yapacağım, nede suçlu bularak, dar ağacına asacağım…
Sağolsun herkes denizci olmuş, sanki fırından taze ekmek almanın inceliklerini anlatır gibi yorum yapmış…
Vatandaş, bir yük gemisine hayatı boyunca adımını atmamış, sanırsın kendisi otuz yıllık Denizci, rahatça atıyor tutuyor…
Mesleğimiz; deniz üstünde peşinen yarı ölü olduğumuzu kabul ederek yaptığımız bir TUTKUDUR
Türk Deniz Ticaret kanununda yazar ; DENİZ SEYRİ SERGÜZEŞTİR…
Sergüzeşt,kelimesinin anlamı MACERADIR…
Peki macerayı kim yapabilir!!!
Ancak MACERAPEREST ruhlu olanlar…
Maceraperest kimdir ;Dünyayı gezerek, kendi dünyasını keşfeden, zenginleştiren insanlardır.
Turlarla gitsen, turist olarak gezsen, göremeyeceğin yerleri, tanışamayacağın insanları bu meslekte bulursun
Papua Yeni Gine’de yerli kabilesini bir tv belgeselinde belki izlersin; Ben canlı canlı gördüm,
Alaska’da on-onbeş barakadan oluşan o küçücük köyü, -25 derecede ben gördüm
Geçen hafta Tayfun geçtiğinde 60 kişinin hayatını kaybettiği Filipinlerin doğusunda ki kasabada, Ailelerine birşey olmadığı için, bahçelerinde hazırladıkları şükür yemeğine ben katıldım…
Norveç ile Rusya sınırında; bir nazlı kız gibi, pek nadir ortaya çıkan KUZEY IŞIKLARINI görme şansını yakaladığımda, o maceracı ruhumu bana bahşettiği için Tanrım’a ben şükür ettim…
Eskiden, limana varmak gemide bir festival havası demek, bir bayram sabahı coşkusunu dibine kadar hissetmekti
Ancak artık meslek kabuk değiştirdi : ne seyirde ne limanda nefes alamıyor artık denizci.
Denetlemeler, devamlı sorgu sual, yüzlerce hazırlaması gerekli ( gereksiz ) evrakla, bu hayat cehenneme döndü…
Denizci limana varmaktan nefret eder hale geldi.
Değil dışarıda bir bira içmeye, markete gidip diş macunu almaya zamanımız yok artık.
Bu sektörü bu hale getiren, bürokrat takımına yazıklar olsun
Baksınlar istatistiklere; Denizde 2010 yılına kadar olan ölümlü kazalar ile, ondan sonraki 15 yıllık süreç arasında büyük bir fark görülecek, gereksiz yere icat edilen kuralların, kazaları azaltmadığı ortaya çıkacaktır.
Artık, sadece maceraperest gençler Denizci olmuyor…
Her ruh halinden gençler, yapamayacakları bu mesleğe, dövizle maaş iyi yahu, baabından başlıyor; gemide mutsuz mutsuz sürtüyorlar…
Gerçekten üzgünüm, maceraların artık bittiğine
Halen Gerçek Denizci olabilecek gençlere, ülke ülke gece hayatı tavsiyeleri
Ukrayna-Rusya ( savaş bittiği zaman) : 100 kelime kadar Rusça’yı mutlaka öğrenin
Gittiğiniz barda klüp te, Bağdat caddesinde yanına yaklaşamayacağın hanımefendi ayarında kızla mekandan el ele çıkma şansın yüksek olur
İskandinav ülkeleri : üç dört shut tekila ısmarlama şansın olursa, sonrası kolay
Venezuela Kolombiya : Bir latin kızla tanışmak mesele değil yeğen ; mesele o latin kıza, limandan ayrılıncaya kadar aşık olmamakta kardeş
Ghana Nijerya Tanzanya Madagaskar :
Bir mekana girdiğinde, o kadar çok Rihanna güzelliğinde kız etrafını sararki, kendini Kıvanç Tatlıtuğ sanırsın
Brezilya : Dünyada her yerde, kızlar AV, Erkek AVCIDIR…
Bunun aksi olan tek ülke Brezilya’dır
Filipinler Thailand Malezya Endonezya : Çok ama çok güzel kızlardan uzak dur, çünkü kız olmama ihtimali olan onlardır ![]()
![]()
![]()
Erhan Şengül
6.9.2026
Tianjin Çin
Alsu Gemisi Kaptanı ve Üçüncü Kaptanı tutuklanmış…
Bu habere çok üzüldüm…
On meslektaşımız, on tane canımız gitmiş, tabii ki birileri bunun sorumlusudur…
Bana göre, bu iki insan, sorumluluk sırasının en alt basamağında yer almalılar…
Gemilerde, personel sayısını azaltıkça azaltan, buna karşın, neredeyse hergün hangi renk don giyeceğimize dahi karışabilme yetkisini kendinde görebilecek potansiyel de olan ve deniz adamının omuzlarına, tonlarca yük bindiren sistem en büyük sorundur…
Kaptan ve üçüncü Kaptan, hatta o gemideki herkesi araştırsınlar ;
Aşçı ve kamarot dışında son 24 saatte bir arada üç-dört saat dinlenebilen var mı acaba!!!
İSM ; gemilerin emniyeti için var edilen bir araçtır.
Amaç kaza bela olmasındır
Araç amacın önüne geçti geçeli, denizcinin en büyük düşmanı olmuştur…
İnsani hatalı kazaların sebebi yorgunluktur.
Yorgunluğun temel nedeni; yüzlerce gereksiz evrağı hazırlamaktır…
Şirket ister, acenta ister, günlük evraklar, haftalık evraklar, 1000 sayfalık seyir planları…
Class, PSC, Bayrak devleti, yetmedi son yıllarda right ship denetlemeleri…
Nefes verin be kardeşim…
Denizci artık limana varmaktan nefret eder oldu
Batan geminin yükü, rulo saç.
Uygun şekilde bağlanmazsa gemi batırır.
Kim bağlar, liman işçisi.
Bu bağları kim denetler, gemideki zabitler.
Hangi tecrübe ile Gemi adamı, o bağların uygun olup olmadığını anlayacak!!!
Batan geminin İskenderun liman çizelgesine bakın; yüklemenin bitişi ile, pilot saati arasında bir saat, bilemedin iki saat vardır…
Yükün usule uygun bağlanması ve konrolü için yeterlimi!!!
Kesinlikle hayır…
Üstünkörü bir bağlama ile o geminin İskenderun limanından hareket ettiğini düşünüyorum…
Peki sistem, madem geminin emniyeti için var, neden yetkili kurumların bu bağlama işlemini sertifikalı olarak yapmasını ve saatler dahi sürse, geminin limandan avara etmemesini kural haline getirmez!!!
Çünkü, sistem sadece, gemi adamının sırtına binmeyi düstur haline getirmiştir…
Çatışma olup olmadığını bilmiyorum, ama geminin 11 dakikada batnasının ana nedeni, alabandaya basılan dümen nedeniyle bağlarını kopartan rulo saçın geminin dengesini bozmasıdır diye düşünüyorum…
Sistemin değişmesinin artık imkansız olduğunun farkındayım…
Çünkü deniz sektörünün kara ayağı mafyadır ve kendi rahatları için, gemi adamına yapamayacakları kötülük yoktur.
Ne yazık ki; olay hakkında o kadar yorum okudum, bir kişi dahi, yorgunluk bu kazanın nedenidir dememiş…
Herkes kuralların, o anlık yanlışların peşinden koşmuş
Yazık oldu meslektaşlarımıza…
R. Erhan Şengül
04.09.2026
Tianjin Çin
Aslında ; bana ait bir iş değil…
Aslında pek böyle bir iş’te yok gemide…
Değerli Aşçıbaşılarımız, ellerinde olan malzemeye göre, ne yemek yapacaklarına karar verir, bazı örf adetler dışında, menülerini kendileri gün gün oluştururlar ( pazar günleri öğlen yemekleri, dünyanın her yerinde bulunan bütün Türk gemilerinde Kuru Fasulye Pilav ve malzemesi varsa, cacıktır)
Ancak son 7-8 yıldır, ( devamlı Filipinli Aşçılar ile çalıştım bu sürede) her pazar günü haftalık menü hazırlıyorum…
Hoşuma gidiyor…
Bazı şefler ilkönce bozulsalar dahi, bugün ne yapayım derdinden kurtuldukları için onlarında hoşuna gidiyor
Galiba Geminin boş işler Müdürü benim



Efendim, bu haftaki menümüz şu şekilde :
(Hiç meyvamız kalmadığı için, bu hafta listede yok, 22 gündür yoldayız, Çin’e varmaya 5 gün daha var)
Menümüz için bir sonraki haftaya tavsiyeniz varsa, seviniriz personelim ve ben


Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.