Bu hikayede , hasta bir Beşiktaşlı adamın, çok kısa süreliğine nasıl Galatasaray’lı olduğunu anlatacağım..
Aslında mevzu uzun, ama detaysız yürüyeceğim)))
90’lı yılların sonu.
Otuzlu yaşların henüz başlarında, gencecik civa gibi bir Gemi Kaptanıyım…
Armatör, Şekerbank’ı dolandırarak üç tane hurda gemi almış, bankanın ona verdiği kredilerden yüzde birini dahi geri ödememiş olan bir Emekli Deniz Amirali’ydi Birde oğlu vardı, evlat olsa sevilmez, galiba ismi Oğuz Karaca’ydı
Nereden biliyorum; Ben bu şirkette çalıştıktan yıllar sonra, Gemilerden birisi borçları nedeniyle tutuklandığı Güney Afrika’nın Durban limanında kaldığında, konuyu taraf olan bir Deniz Ticaret Hukuku Avukatı Mr. Derek ilgili evrakların kopyaları bizzat bana vermişti.
Şimdi yine mevzuya dönelim.
Emekli Amiral’in eşi Avukat bir Hanımefendi.
Hukukun bütün açıklarını kullanarak, şirketin ödemesi gereken bütün borçlardan kaçıyor veya öteliyor karı-koca ve sevimsiz oğul.
Yakıt borçları, liman ödemeleri, malzeme ikmali yapan firmaların alacakları, banka kredileri veeee en önemlisi biz gemide çalışanların maaşları yok sayılıyor.
Üç aylık maaşım ödenmemiş; Gemi İsrail limanında ve alamadığım haklarım nedeniyle bu Emekli Amiral ile telefonda küfürleşerek kavga ettik…
Ertesi gün, elinde bavuluyla bir adam geldi gemiye.
Armatör, yeni Kaptan göndermiş yerime.
— Birader, dedim üç aylık maaşımı getirdin mi?
— yok, dedi
— O zaman, dedim yolcum olursun, çünkü maaşlarımı almadan bu görevi sana devretmem…
Adam, ona gösterdiğim kamarada yolcum oldu, ben gemiden inene kadar…
Durumun ciddi olduğunu anlayan Armatör ve avanesi, araya Ata Bey’i soktu.
Kim bu Ata Bey?
Geminin yüklerini bulan, broker beyefendi.
Küçük bir ortaklığıda var gemilerde
Aradı beni…
—- Süvari Bey, dedi bir sonraki yüklemen İstanbul Haydarpaşa limanı.
Benim ofisim Kadiköy Moda’da
Sana söz veriyorum, gemiyi getir yanaştır, sonra ofisime gel, elden bütün ödemeni ben yapacağım… ( bu adamında yalancı olduğunu, ofisinde paramı bin dereden su getirerek vermediğinde anladım)
Emekli Amiral ve sevimsiz oğlunun Fenerbahçe kongre üyesi olduklarını ve gemi Haydarpaşa’ya yanaştığında, eş ve dostlarına ” İşte gemimiz bu” diye hava atacaklarını bir şekilde öğrendim.
Gemi korsan gemisi gibi…
Simsiyah her yanı…
Geminin bacası dahi zifiri siyah…
O bacaya, iki beyaz kuşak attırtsam, gerekli etkiyi göstermeyeceğine kanaat getirince, Reis Dayıya sordum :
—- Gemide cırtlak sarı boya var mı?
—- var Süvari Bey
—- peki bayrak kırmızı boya var mı?
—- O’da var
—- O zaman bacanın yarısını sarı, yarısını kırmızı olarak boyayın, baca Galatasaray’lı olsun…
Fenerbahçe kongre üyesi, dolandırıcı ailenin gemisini böylece İstanbul Haydarpaşa limanına Galatasaray’lı olarak soktum…
Yüz ifadelerini görmedim, ama bacanın hali nedeniyle bana sünturlu bir küfür patlattıklarını biliyorum ![]()
![]()
![]()
( İstanbul’da alacak davası mahkeme halen devam ederken, yıllar sonra Güney Afrika Durban’da şansa rastladığım, o eski gemiye Avukat Derek yardımıyla tutukluluk koydurttum ve üç aylık maaşım faizi ile bir kaç gün içinde hesabıma geçti… Helal paraydı)
R. Erhan Şengül
Sohar – Umman
29 Temmuz 2026
ÇEVRE
14 Ağustos 2026ÇEVRE
14 Ağustos 2026ÇEVRE
14 Ağustos 2026ÇEVRE
14 Ağustos 2026GÜNDEM
14 Ağustos 2026ÇEVRE
14 Ağustos 2026ÇEVRE
14 Ağustos 2026Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.