DOLAR 44,9255 0.09%
EURO 52,6101 -0.4%
ALTIN 6.843,810,49
BITCOIN 35455375,18%
İstanbul
11°

KAPALI

02:00

İMSAK'A KALAN SÜRE

HAKİME HANIM

HAKİME HANIM

ABONE OL
17.08.2025 11:36
HAKİME HANIM
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Efendim, hani profesör hanımı telefon dolandırıcıları kandırdı ya, insanlar ayıpladı kocaman profesör oldu da nasıl bu numarayı yedi diye, veya fetö soruşturması için adın geçiyor, başının belaya girmesini istemiyorsan evini arabanı sat bize getir sözüne inanan emekli subaylar için millet bıyık altı güldü, yuh be kardeşim, bu kadar da saf olunmaz dedi ya, işte ben bu tür olaylarda mağdura söz etmem, boşluğuna gelmiş der ayıplamam, canım her insanın böyle bönlükleri olmamışmıdır diye düşünürüm!!!

Karadayı dizisinin son sürat devam ettiği yıllardayız.

Ukrayna ‘lı eşimden boşanmışım, üstüne yine Ukrayna’ lı bir hanımefendi ile iki yıllık uzun bir beraberlik yaşamışım, olmamış ayrılmışız, işte tam o Karadayı’nın fırtınalı bölümlerine denk gelen zamanlar.

Abicim, dizide bir Hakime Hanım var ki, yıllar sonra acaba Türk hanımlarla yine mi şansımı denesem dedirtti bana.

Facebook’ ta bini bir para olan grupların hangisinde tanıştığımızı hatırlamıyorum.

Belki ” kırkından sonra azanı teneşir paklar’ yada ne bileyim ” payıma laf atma, laf sokarım sana” gibi saçma sapan bir yerden geldi onun bana ilk mesajı.

Bir hatun’ ‘ merhaba’ ‘ diyor…

Hepinizin yapabileceği gibi, baktım sayfasına. Çalıntı olduğu her halinden belli, sadece iki resim var profilde ve tabii ki güzel bir kadının…

Bıktım bu sahte geyiklerden…

Cevap vermedim merhabasına malın.

Aradan iki gün geçti, Aaaaa yine aynı kadından (adamdan – sahte ya) mesaj var.

—- Denizci, beğenmedin mi beni, yazıyor

—- Ablacığım yada abiciğim, her kimsen sahte resimlerini yiyecek başka birisini bul, yazdım…

—- Telefon numaranı ver

—- Annamadım

—- Anlamayacak ne var, telefon numaranı yaz

—- iyi madem öyle, erkek erkeğe telefonda küfürleşelim, 0535…….

Anında çaldı telefonumun Beşiktaş marşı, baktım tanımadığım bir numara.

—- Buyrun ben Erhan

—- Merhaba Denizci…

—- !!!!!

Kadife sesli şarkıcı derler ya, ben de bu kızı hep Kadife sesli afet diye hatırlayacağım.

—- Bak şüpheci adam, o iki resimde ki kadın benim, bunu şimdi kanıtlıyamam sana, ama neden aradım seni, çünkü en azından erkek olmadığımı anla istedim. Şimdi telefonu kapatmak zorundayım, adliyedeyim, ama istersen akşama konuşuruz, tabii karına yakalanmazsan.

—- Ben bekarım, diyebildim.

—- iyi o zaman, mutlaka arayacağım.

—- gerçekten teşekkür ederim bu konuşma için, sağolun.

—- tamam denizci, şimdilik bu kadar.

Kapattı telefonu…

Vay anasını, bırak çıkmayı, eğlenmeyi veya ciddi bir ilişkiyi, ben on küsur yıldır, bir Türk Hanımefendi ile göz flörtü dahi yaşamamışken, bu Kadife sesli Türk kızı aldı beni benden. Hem de telefon flörtüyle…

Akşamı dört gözle bekledim, aradı gerçekten oldukça geç bir vakitte.

—- kusura bakma, eve şimdi dönebildim, yoksa seni arayacağımı unuttuğumu düşünmeni istemem.

—- teşekkür ederim inceliğin için, hayırdır işin mi uzadı?

—- evet evet adliyede iş biter mi!!!

—- katibe olarak mı çalışıyorsun orada

—- yok denizci dostum, Hakime olarak görev yapıyorum

—- Annamadım

—- bak denizci, Bakırköy Adliyesi, Aile Mahkemesinde Hakime’yim ben.

—- ……………………

—-ne oldu?

—- kafamda oturtmaya çalışıyorum, Facebook’ta afet bir hanımefendi, bana mesaj yolluyor… Hemde bırak güzel bir kızı, beyaz atla geldiğini zanneden, halbuki kaplumbağa sırtında yol alan prensini bekleyen ÇİKİN kızlar bile bana mesaj göndermemişken, ve şimdi bu güzel kız bir de bana Hakime hanım olduğunu söylüyor… Mantığıma sığdırmaya çalışıyorum.

—- Bak ; hayatta bulunduğumuz mevkiler, aslında kim olduğumuzu bize unutturmazsa, huzur hep yanımızda olur.

Resimlerinde gördüğüm ülkeler, mavi denizler, gemiler, kahkahalı karelerin neden oldu sana merhaba demek için.

O merhaba, adliyede ki Hakime hanım değil, maceracı ruhunu beğenen bir kız yolladı diye kabul et.

Vay anasını arkadaş, ne hatunlar varmış memlekette, bizde dobrowski, dazdarovya, ya tybe lyblu ile ömürler tüketmişiz farkına dahi varmadan gözümüzün önündekileri.

Takip eden günlerde, mutlaka beş – ondört – yirmiiki dakika falan telefon ile görüşüyorduk. Politikadan giriyor, Dostoyoweski’nin suç ve ceza’sından çıkıyor, sıcak sözcüklerle iyi geceler demeden önce, inşallah rüyanda beni görürsünü, lafın bir yerine sığdırıp, telefonu öyle kapatıyorduk.

Görmeden insanın içi bu kadar mı kaynar bir insana!!!

İnşallah o iki resimde ki kızdır ve beni kandırmıyordur.

Ama neden kandırsın ki, ne kazancı olur?

Böyle düşündüğüm günlerin birisinde dedi ki bana telefonda,

—- madem sen teklif etmeyeceksin, Hakime Hanımlığın bana verdiği yetkiyi kullanarak, işin yoksa cuma günü en azından bir kahve içmeye davet ediyorum seni.

—- hadi yaa, gerçekten buluşacak mıyız?

—- şaşkın, farkında değilmisin, artık zamanıdır yüzyüze gelmenin

Allam ya, durduk durduk, galiba turnayı gözünden vurduk. Ama acele etme Erhan, resimler sahteyse, bir bahane uydurup kaçarsın kahveyi içtikten sonra.

Sözleştik cuma günü, Yenibosna Metrobus durağının karşısındaki Kafelerden birisinde saat altı gibi buluşmak için.

Geçmedi o iki gün ve saatler. Cuma günü sinek kaydı traşım, siyah takım elbisem, afilli gömleğim, rugan ayakkabılarım, herdaim Davidoff parfümüm, bekle beni Yenibosna…

Söyleyen saatten yarım saat önce vardım buluşacağımız yere.

Ben geldim mesajı attım. On saniyede bir cevap mesajı geldi mi diye baktım telefona; Yok kardeşim… Olsun bee, kötüye yorma, yoldadır.

Birazdan gelecektir, Bakırköy neresi ki, düşer az sonra…

Randevu saati geçti, bekle Erhan’cığım.

Bir kaç defa aradım telefonunu, meşgule aldı… Demek ki eli kulağında.

Saat yedi oldu artık ümidimi kaybetmeye başladığımda…

Son defa onu aradığımda telefonu artık kapalıydı.

Midemde ki hazımsızlık onu beklerken içtiğim üç kahveden mi yoksa, umudun kıyısından kandırılmışlığın acısına düşmekten mi , tahmin etmek zor değil…

Gece, Aksaray’ın kirli bir sokağında dobrowski, dazdarovya, dyevuşka eşliğinde, kendimi avutma saatleri olarak devam etti.

ERTESİ GÜN

Demek ki Türk kızları kaderimizde yok baabından kendime telkinde bulunarak sakinleştim. Ona’da hak verdim, resimde ki kız olmadığını görmemem için demek ki son dakika cayıverdi gelmekten.

Aslında istesem bulabilirim onu Bakırköy Adliyesinde, ancak utandırmaya gerek var mı kızcağızı.

Ama yinede bunca kendimi esinlememe rağmen, az kızgınlık, çokça kırgınlık var.

Modum bildiğin düşük.

Giydim en kirli gömleğimi ve sağı solu paçası yırtık kot pantolonumu, evden çıktım nereye gideceğimi bilmeden.

Cumartesinin renkleri, kalabalık caddelerin telaşında karışmış birbirine.

Vapurla Eminönü tarafına geçtim. Niyetim Sultanahmet’te günü tamamlamak.

Telefonum çaldı, Beşiktaş Marşımla…

Aaaaaaa, ekranda Hakime Hanım yazıyor!!!

Açıp açmamakta kararsız kaldım :

—- ne var?

—- Denizci, gerçekten çok özür dilerim

—- lütfen beni bir daha rahatsız etme

—- sadece bir dakika dinle, sonra söz veriyorum, rahatsız etmeyeceğim seni.

—- ……………………………………

—- dün akşam vekalet ile Ağır Ceza Hakimi izinli olduğundan nöbetçi mahkemeye atandım. Çünkü acil bir cinayet davası geldi son dakikada.

Sen aradığında Baş Savcı Bey ile çok önemli karar toplantısındaydık.

Eve dahi ancak gece yarısı dönebildim. Lütfen özürümü kabul et

—- Ama kısa bir mesajla haber verebilirdin

—- ilk defa ağır cezada görev yapmamın heyecanına ver…

—- kendimi biraz kandırılmış hissettim dünden beri

—- bak saat üç şimdi. İki saat sonra, beşte aynı yerde buluşalım. Söz veriyorum beni görünce affedeceksin.

Arkadaş bildiğin anında yelkenleri suya indirdim.

—- ama üstüm başım çok kötü bugün, halbuki, dün seninle buluşmak için hazırlanmıştım.

—- hiç önemli değil, söz gecikmeyeceğim

—- tamam gidiyorum Yenibosna ‘ya, ancak on dakikadan fazla gecikirsen, beklemem

—- tamam deli Denizci

Pespaye olmama rağmen, dün iki buçuk saat bekleyip, ekildiği için kırık dökük kafeden ayrılan adamı garson tanıdı hemen.

—- hoşgeldiniz, dünkü gibi mi?

—- evet lütfen

Oturduğum masadan kapıyı kesiyorum, ümidim olmasa tabii ki tekrar gelmezdim oraya… Ama dün uğradığımız hezimeti unutmamak gerek.

Kahve biter ve halen yoksa uçarım buradan…

Tam yudumumu alıyordum ki, kapı aralandı, bir hanımefendi içeriye arar bakışlarla girdi.

Resimdeki kız bu kadar güzel değil, yok yok bu olamaz, bu bildiğin afet ötesi.

Simsiyah saçları açık ve omuzlardan aşşağıya salınmış, hafif topuklu ayakkabısı ile benden eminim birkaç santim uzun, beyaz tiril tiril bir bluz, hafif dizüstü siyah bir etek, sade makyaj ve hoşgeldin Türkan Şoray’ın gençliği.

Gördü beni ve gülümseyerek ünledi

—– Denizciiiiiiiii

Sefil üstüm başımdan utanarak ayağa kalktım, gerçekten böylesini beklemiyordum.

Elimi uzattım ” hoşgeldin” diyerek.

Tuttu elimden, hafifçe beni kendisine doğru çekti, şap şap iki yanağımdan öpüverdi sımsıcak…

Allah’ım, öldükte cennette bize tur mu attırıyorsun!!!

Tamam günlerce konuştuk ama, sonuçta Hakime Hanım, burasıda dizi değil, ben Kenan hiç değilim.

Ama çekingenliğimi hissedince, daha da şeker, daha da cana yakın, daha da bizim mahallenin kızı kıvamında davranmaya başladı..

Hadi hayırlısı…

Evet, şimdi hak veriyorum dün için, bu Kadife sesli, güzel mi güzel hanımefendi yerden göğe haklı gelmemekte.

—- Affettin mi dedi

—- estağfurullah, dedim

—- o zaman bunu kutlamamız lazım ; tanışmamızı, dostluğu, belki geleceği.

Offf Allahım offf, o konuştukça alttan alttan bir sıcak geliyor sorma gitsin.

—- tabii, bu sürpriz tanışmayı kutlamamız lazım

İstanbul ‘da, o zengin eğlence hayatında favori yerim, Sultanahmet Seven Hills Teras Restaurant’ dır ve manzarası ile hayran olunmayacak gibi değil.

Tut Hakime Hanımın elinden, atla bir taksiye, gel bir yanını Ayasofya’ya, öbür tarafını Sultanahmet Camii’ne yaslamış, bordanda boğaz girişi, Ahırkapı feneri, Marmara Denizi, karşında Kadıköy, Bostancı ve akşam güneşinin batışını yakalarız ilk dubleyi yudumlarken kurban olduğumun terasında

—-aklıma bir yer geldi, dedim ilk ve son atımlık barutumu harcarken

—- söyle, dedi uzun kirpiklerini kırparak

—- Sultanahmet ‘te bildiğim güzel bir yer var, İstanbul ayaklarının altında, gidelim mi oraya?

—- bak Denizci, taksiyle gittik geldik oraya, anladığım lüks bir yer orası, hesapta ağır olur, ne gerek var o kadar para harcamana.

—- ne yapalım peki?

—- bak yan tarafta Migros var, alalım oradan biraz et, peynir çeşitleri, kırmızı şarap, ellerimle hazırlayayım bizim için güzel bir yemek.

—– annamadım

—– neyi anlamadın???

—– yemeği nerede hazırlayacaksın?

—– evimdeee

Huh, ben çılgınım diyorum, Hakime hanımın yanında çırak çıkarız.

—– yani senin evine gidelim diyorsun??

—– Meksika dizisi gibi olduk, evet benim evime gidelim diyorum

___ tanışalı yarım saat oldu, nasıl bana güveniyorsun, belki katilim, belki sapığım, belki hırsızım!!!

Kocaman bir kahkaha attı…

___ şekerim, unuttun galiba, ben Adalet Bakanlığı’nın lojmanlarında kalıyorum, yüz tane kamera var, sen kötü olsan gelmek istermisin bu kadar kameranın içine?

Hem yine unuttun galiba, benim hayatım adliyede, kötü insanlarla içiçe.

Onların gözünün nasıl baktığını biliyorum. Sen olsa olsa sert bakmaya çalışır onu da beceremezsin.

Offff off, dikti gözlerini gözlerime ve sen hırsız değilsin ama ben kalp hırsızıyım, çıkar kalbini ver dese bir an dahi tereddüt etmeden çıkarır yerinden uzatırım ona.

—- yani şimdi sana gideceğiz!!!

—- evet şsşkın

Evet hem şaşkın, hem mutluyum…

Kalktık, hesabı ödedik, önden yürüdüm, yırtık pırtık kot pantolonum ile ve kapıyı geçmesi için açarken, ne kadar komik göründüğümü düşündüm.

Hemen Migros’un kapısına vardık. Tam içeriye doğru hamle yaptım,

—-Denizci dur, dedi

—- ne oldu?

—- ben şimdi çok iyi biliyorum ki, beraber içeriye girdiğimizde, sen yok onuda alayım, yok bunuda sepete koy, karpuzda olsun, çikolata da diye diye bizi bir saat içeride tutarsın…

Ben şimdi çabucak içeri girip, on dakikada, şarap, peynir ve et alıp çıkacağım… Eve daha hızlı gitmemiz için sen kapıda beni beklemelisin

—- ama….

—- aması maması yok, Hakime karar verdi..

Kız ciğerimi biliyor birader. Yerden göğe haklı, Annem bir ekmek al diyor, eve altı büyük poşetle dönüyorum.

—- tamam anlaştık dedim en utangaç tavrımla…

Hafif bir güldü, market kapısına doğru yöneldi, birşeyler unutmuş olmalı

” aaaaa” diyerek döndü bana

—- Denizci, cüzdanımı arabamda bırakmıştım, birkaç yüz lira ver, eve döndüğümüzde öderim sana

—- estağfurullah, ne demek öderim, şaşkınlığıma geldi, kusura bakma lütfen…

Kotumun sol ön cebinde bir adet yüzlük, iki adet ellilik, toplam ikiyüz TL vardı, çıkardım uzattım ona. (bugünün sekizyüz lirası gibi bir miktar)

Şöyle bir yarım bakış attı bana, elimden sadece yüzelli TL’yi aldı ” Denizci, bu yeterde artar” dedi ve sonra sol yanağıma çabucak bir buse kondurdu ve marketin içine girdi…

Acaba ayıp mı oldu, o kadarcık parayla içeri yollamak, İnşallah cimri bu adam diye düşünmez… Bırak yüzelli, üçyüz, beşyüzü, o kadar heyecanlı ve hevesliyim ki çıkar ayağındaki tumanı tereddüt etmezdim.

Pembe kelebekler uçuşuyor etrafımda, küçük adımlarla volta atarken ve beklerken kraliçemi.

On dakika kadar geçti…

On beş dakika oldu, normal canım, cumartesi, kasada kuyruk vardır.

Yirmi dakikaya vardım, geçmez saniyeler eşliğinde.

Yirmibeş dakika, acaba içeride bir tanıdığa mı denk geldi ve sohbete daldı.

Otuz dakika oldu, Aboooo, belki Başsavcı içeride ve dünkü cinayet zanlısı için hasbıhal ediyorlar…

Kırk dakika, hava sıcak, tansiyonu falan düştü de fenalaştımı kızcağız…

Dur bir arayayım…. Yu kennat riç et Dı moment diyor alçak operatör, telefonu insan şarj etmeden sokağa çıkar mı yahu, bak en önemli anda ulaşamaz insanlar sana.

İçeriye girmesinin üstünden birbuçuk saat geçtiğinde, kabul etmek istemediğim gerçeği, azcık azcık kendime itiraf etmeye başladım.

Evet zaman, pembe kelebeklerden, kara sineklere döndü dünyada…

Hakime Hanım rolünü muhteşem oynayan, bir dolandırıcı tarafından peşpeşe iki gün aldatılmıştım…

Giden para umurumda değil, tabii ki, uyanığız diye geçinirken tongaya düşmek insanı yoruyor.

İlk gün eminim, çok daha yağlı bir av bulunduğu için beni ekmişti.

Eğer o afilli halimle beni ilk gün yakalasa, bambaşka bir senaryo ile beni binlik yapardı…

Ama ikinci gün, yırtık kot falan, sefil halimden dolayı bana kıyamadı ve hatta uzattığım paranın elli lirasını son param olduğunu sandığı için bana bıraktı…

Anlamadığım, Vedat Türkali konuştuk, Jack London konuştuk, politika desen zehir, güzel mi acayip çok güzel, zeka desen fırtına, ve rol yeteneği uçsuz bucaksız… Peki bu kadar donanımlı kız neden profesyonel oyunculuk yapmıyorda basit bir dolandırıcı olarak takılıyor!!!

Çünkü, bu onun için, yamaç paraşütü gibi, bungee jumping gibi adrenalini en üst noktaya çıkaran vazgeçilmez bir tutku…

Benim gibi gafillerde oldukça o bu tutkusunu hep devam ettirecek…

Evet, çok kötü bir gol yemiştim, tam Türk kızları afetmiş, ben niye bunca yıl köşe bucak onlardan kaçtım modundayken, o cumartesi gecesi, kirli bir Aksaray sokağının, kirli bir barında, dobrowski, dazdarovya, ya tybe lyblu deyavuşka avutmaları ile devam etti.

Erhan Şengül

Atlantic Okyanusu

25.08.2021

En az 10 karakter gerekli


HIZLI YORUM YAP

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.