GÖRÜNDÜĞÜ GİBİ OLMAYABİLİR

Bu hikaye, şu an bütün hızıyla devam eden, Rusya Ukrayna savaşının başladığı ilk aylarında yaşanan benim de içinde olduğum bir yol hikayesini anlatıyor...

Küçük kızım Deniz, Mariupol Ukrayna'da savaşın tam ortasında kalmış, 22 gün boyunca ona ulaşamamıştım.

Altı yaşında bir çocuğun, görmemesi gereken, vahşete şahit olmuştu

Sonra Türkiye Odessa Başkonsolosluğu, (sağolsunlar) Deniz Türk vatandaşı olduğu için, onu, annesini ve anneannesini, tereyağından kıl çeker gibi savaş bölgesinden çıkartmış, Mariupol-Zaporoji-Odessa- Moldova ( Kishinov) rotasında ( normalde 14-16 saat sürer) 4 günlük bir yolculuktan sonra Moldova Büyükelçiliği'mizde bana teslim etmişlerdi.

Deniz'in annesi Olga Hanım, değer verdiğim, dostum arkadaşım ve Küçük Kızım Deniz'in herşeyidir.

Ama aile anlamında, kendisi ile bir birlikteliğimiz yoktur.

Onları Moldova Büyükelçiliği'mizde karşıladım...

Tek kelime ile anlatırsam ; Mahvolmuşlardı.

Bu bitik hallerinin asıl nedeni ; Olga'nın ablası Rahmetli Oksana ve onun kocası Tolik'in, gözlerinin önünde, bir Rus bombası ile parçalanarak ölmelerinin tarifsiz acısını yaşamalarıydı.

Oksana'cık, ilkokul öğretmeni idi ve Deniz kızım, anne gibi sevdiği teyzesine aşıktı.

Vefatlarından üç hafta önce, akşam yemeğinde misafir olmuştum, bu güzel ruhlu insanlara.

Valentina Hanım, yani Anneanne çok kötü durumdaydı.

Hayatı boyunca yaşadığı şehrinden, bir daha geri dönmemek üzere kopartılıyor, canı gibi sevdiği Büyük yavrusu Oksana'yı orada toprağa bırakıyor ve yaşı itibarıyla kaldıramayacağı bir maceraya çıkıyordu

Pasaportları olmadığı için, uçakla İstanbul'a gitme şansımız yoktu...

Kishinev, Bükreş ve Bulgaristan üzerinden geçerek İstanbul'a varacağımız uzun bir araba yolculuğuna çıkacaktık...

Ancak adım atacak durumları yoktu.

Kishinev'de, onlar ( özellikle anneanne) biraz kendilerine gelene kadar otelde kalmayı uygun buldum.

Kocaman bir oda onlara, kendime de mütevazi bir yer kiraladım.

Bomba sesleri, sirenler, çatışma gürültüleri, kısacası ölüm korkusu olmadan uyudular.

Yeni bir gün başlayacaktı.

Ama halen, yolculuğa çıkmak için uygun durumda değillerdi.

Otel konaklamamız bir gün daha uzadı.

Deniz'ciğim ile Kishinev caddelerinde ikimiz turluyor, onu biraz güldürmeye çalışıyordum.

Ancak üniformalı birilerini yolda görünce, sıkı sıkı ellerime sarılıyor, yamacıma sığınıyordu.

Hele yüksek sesle yoldan geçen bir kamyon, otobüs varsa, hıçkıra hıçkıra ağlıyordu.

Düşünün travması ne kadar büyük,; Allah'ım kızımı bir daha böyle ağlatma...

Ertesi sabah yola çıktık.

İlk hedef Romanya'ya ulaşabilmek.

Anneanne başlangıçta, bu yolculuğu kaldıracak gibi gözüksede, sapsarı yüzü, yüksek şekeri nedeniyle beni korkutuyordu.

Moldova Romanya sınırını geçtikten sonra, Romen bir taksici ile anlaştım.

Amaç, en hızlı şekilde Bükreş'e ulaşmak.

Mola yerinde yediğimiz, garip yemekler anneanne'yi daha da kötü bir hale getirdi.

Hastahane doktor opsiyonlarını, kadıncağız " Erhan para harcamasın kafasıyla" kesinlikle redediyordu.

Şükür Bükreş'e geldik.

İki gün otelde kalacağımız yeni bir moladayız.

Deniz ile, Mc Donald senin, supermarketler benim heryeri dolaşıyoruz. Deniz, bir oda dolusu oyuncağını, Mariupol'da bombardımanda yıkılan evde bıraktığı için, alışveriş işlerimiz oyuncak merkezli.

İki gün dinlenme, hepimize iyi geldi.

Artık yola çıkma zamanı.

Bir taksi ile anlaştım.

Bükreş / İstanbul olacak yeni rotamız.

Yolda ilk birkaç saat herşey normaldi.

Bulgar sınırdan da sorunsuz geçtik

Hatta acıktığımız için, yol üstünde mola verdiğimiz , bir aile tarafından işletilen lokantada, şöfor dahil, güzel bir yemeği huzurluca hep beraber yedik

Lokantada, siparişi verirken anlaşma sorunu yaşadım dil yüzünden

Ne zaman ben Deniz'e " Kızım koşma " dedim, lokantacı

---- vre Türk'müsün, dedi

Bulgar Türk'lerinin lokantasını seçmişim bilmeden...

Artık Türk sınırına bir kaç saatlik yol kalmıştı.

Şaka yapmıyorum, kafamı arkaya döndürdüğüm bir an, Valentina anneanne'nin bayılmış haliyle ve sapsarı yüzü nedeniyle ruhunu teslim ediyor sandım.

Bulgaristan'ın Türkiye'ye en yakın şehri Burgas'a 20 km uzaklıktaydık.

Rota yeniden oluşturuldu, mutlaka bir doktora gösterecektim onu.

Şöfore yolculuğumuzun Burgas'ta biteceğini söyledim.

Alelacele , internetten yine iki oda rezervasyon yaptım...

Burgas'ta bir gün kalacaktık.

Anneanne şeker tansiyon ilaçlarını alınca, birazcık kendisini toparlar gibi oldu... Uyudu

Olga Hanım ve Deniz ile karnımızı doyurmak istedik.

Resepsiyona nerede akşam yemeği yiyebileceğimizi sordum.

Otel, iki bloktan oluşuyordu.

Resepsiyonist, karşı bloğun giriş katında restaurant olduğunu söyledi.

Deniz, mutluluk ile, Restaurant'ın kapısını iteledi.

Ancak, kapı açıldığında içeriden öyle bir yüksek müzik sesi geldi ki; kızım yine avaz avaz ağlamaya başladı.

Her gürültü onu, savaş dehşetine geri götürüyordu.

Açık kapıdan şöyle bir içeriye göz attım.

Allahım Yarabbim; kıvrak Bulgar müziği ile; kırdıran yardıran Ablalar dans ediyor.

--- Tühhhh; internetten bulduğum bu büyükçe otel, aslında bizim İstanbul Aksaray'ın arka sokaklarında olan, dobrowski, dazdarovya, ya tybe lyblu, za tybe muhabbetlerinin döndüğü, gece kluplerini içinde barındıran bir yermiş demek ki

Bilen bilir, Aksaray gece aleminin eskilerindenim.

Yanılmam; bu otelin restaurantı, Kadınların gecelik aşk bulduğu Aksaray diskolarının aynısı, nokta...

Neyse bir gece kalacağız sadece.

Deniz , Olga Hanım ve Ben, Bourgas şehir merkezine bir arabayla giderek karnımızı doyurduk.

Geri döndük, zaten yorgunlar; onları odalarına bıraktım...

Aklım; aşağıdaki gece klubünde...

Kardeşim, Aksaray ayağımızın dibine taşınmış.

Gidipte görmemek olur mu!!!

İndim...

Mekanın kapısını açtım...

Müzik aynı volümde devam ediyor...

Girdim içeriye.

Pistte dans edenler, bir sürü...

Oturdum bir masaya; Bulgar Mastikası ve meyva peynir sipariş ettim...

Çok kadın var içerde...

Belki 25 , belki 30 kadın...

Kaç erkek var dersen bir elin parmaklarını geçmez...

Ooooo, iyi yere dükkan açtım...

Fakat bir şey dikkatimi çekti, Hanımefendiler 40 yaş civarındalar.

Bu mekanın konsepti böyle demek ki...

Oooo, yaşları, yaşıma da uygun...

Bulgar Mastikası boğazımdan yağ gibi kayıyor.

Bir süre sonra, alkolün bana verdiği yetkiye dayanarak, yan masada oturan iki hanımefendiye, bir şişe Şampanya gönderttim...

Sıfır tepki...

İçtiler ama, bir baş selamı dahi yok

Kurban olayım Aksaray Hatunlarına...

Çoktan masama oturmuşlardı eğer onlar olsaydı

Yan masadaki hatunlar, demek ki daha yağlı müşteri bakıyorlar...

Hata bende, ucuz Bulgar Şampanyası yerine, 1 şişe Jack göndermeliydim!!!

Yan masadan ümidi kesince, iki üç masa ötede oturan güzel bir Hanımefendiye , mekanda dolaşan çiçekçi ile bir demet kırmızı gül yolladım...

Çiçekçi kafası ile beni gösterdi, kadın ona sorduğunda, kim bu diye.

Aldı gül demetini, koydu masanın üstüne...

Sıfır tepki bunun üstüne!!!

Arkadaş hafif meşrep hanımefendiler, mekanda müşteri dahi yokken, beni beğenmedi yaaaa; çok içerledim bu duruma...

Birkaç hamlem dahi boşa çıkınca, tek başıma uyurum daha iyi bea kafasına geldim.

Zaten Mastika şişesinin sonu

Odama döndüm...

Sabah kahvaltı için, üst kattaki kahvaltı salonuna çıktık Deniz, annesi ve Ben

Aaaa aaaa, hafifmeşrep Ablalarda, kahvaltıya gelmişler.

Nasıl olur!!!

Mekan kapanınca, mekanın kızları evlerine gider...

Kadınlar, beni küçük bir kız çocuğu ve yanında bir kadınla orada görünce,

----- çıkçık, hem evli, hem çocuklu, hemde çapkınlık peşinde manalı, aşağılarcasına bana baktılar

Otel görevlisine,

--- kim bu hanımefendiler, dedim

---- onlar, dedi Sofia Üniversitesi Akademisyenleri, burada dün bir seminere katıldılar, bugün geri dönecekler

Yerrin dibine geçtim...

Koca koca profesörlere, doçentlere, Aksaray hatunu muamelesi yapmaya çalıştım dün gece.

Yuhhh olsun bana...

Adamın fikri ile zikri bir olur durumu yani...

Bir taksi ile, Ümraniye'deki eve aynı gün öğleden sonra vardık...

Aradan neredeyse 5 yıla yakın bir zaman geçti...

Deniz kızım artık, 11 yaşında.

Pazartesi ortaokula başlıyor

Deniz ile, geldiğinde tek kelime dahi bilmediği Türkçe dilinde konuşuyoruz artık

Anneanne, halen hüzünlü bir halde yaşıyor

Olga Hanım, çok donanımlı olmasına rağmen, ne yazık ki iş iş bulamadı. ( Mariupol internet altyapısının teknik müdürüydü)

Onların hayatı, benim sorumluluğumda devam ediyor.

Kurtköy'de mütevazi bir evde yaşıyorlar

Herşey güzel Deniz kızımın, gülmesi için...

Erhan Şengül

Jintang Çin

12.09.2026